Savunma ve Savunma Sanayi
ASSAM Logo

 ASSAM®

Adaleti Savunanlar

Stratejik Araştırmalar Merkezi

Derneği

Buradasınız:ASSAM Kurulları»Stratejik Araştırma Kurulları»Savunma ve SVN. Sanayi»Post Modern Terörizm ve Musul - Kerkük - Halep
Salı, 21 Mart 2017 00:00

Post Modern Terörizm ve Musul - Kerkük - Halep

Yazan 
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Orta Doğu bir coğrafi bölge olarak tarih boyunca çatışmaların, din savaşlarının, göçlerin merkezi olmuştur. Günümüzde de aynı mücadelenin olduğu görülmektedir. Bütün bu mücadelenin arka planında bölgenin toplumsal, dini ve mezhepsel yapısının farklılığı ve iktisadi verimliliği yer almaktadır. Bu süreç içinde bölge, istikrarsızlaşmış iktisadi ve toplumsal gelişmesini tamamlayamamıştır. Bölgedeki doğal kaynakların sahipliliği sorunu, emperyalist devletler tarafından bölge üzerinde stratejik dengelerin oluşturulmasında etkili olmuştur.

Stratejik dengelerin oluşturulmasında kullanılan yöntemler arasında,ülkelerin iç işlerine müdahale ve iç karışıklık çıkarılması, devletlerin savaşması, dış askeri müdahaleler bulunmakla beraber son dönemlerde terör örgütlerinin kullanılması yer almaktadır. Son yıllarda terörist faaliyetler taktiksel ve niteliksel yönden değişiklik göstermiş ve ilk uygulamaları adeta bu bölgede sahneye çıkarılmıştır.

Orta Doğu coğrafyasından yaşanan bu olaylar Türkiye’yi toplumsal, iktisadi ve güvenlik bağlamında doğrudan ilgilendirmektedir. Bölge halkı ile olan tarihsel, dini ve etnik kimlik bağ, bölgenin yeraltı kaynakları ve bu istikrasız bölgede ülke içi güvenliği tehdit eden unsurların bulunması Türkiye’nin ilgisini sürekli olarak bu bölgede tutmak zorunda bırakmaktadır.

Bu çalışmada Kurtuluş Savaşı belgeler arasında önemli bir yeri olan Misak-ı Milli’de belirtilen sınırları içinde yer alan Musul- Kerkük ve Halep bölgesinde post modern terör örgütleri vasıtasıyla uygulanan politikaların, Türkiye’nin güvenliği ve geleceği üzerindeki muhtemel etkileri incelenecektir. 

Bu doğrultuda, bölgenin toplumsal ve iktisadi yapısı incelenerek, emperyalist devletlerin Misak-ı Milli sınırları içindeki nihai amaçları ve uyguladığı yöntem ve taktikler tartışılarak açıklamalar yapılacaktır.

Not: Makale "Yeni Türkiye" Dergisinin Ocak - Şubat 2017 / 93. sayısında yayınlanmıştır. http://www.yeniturkiye.com/display.asp?c=0931

1. MİSAK-I MİLLİ NEDİR, NEDEN ÖNEMLİDİR?

Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, Arap Baharı adı verilen ve Tunus’tan başlayarak Müslüman ülkelerde adeta sırasıyla ortaya çıkan ve emperyalist ülkelere tarafından yönlendirilen, demokratikleşme amacını güttüğü söylenen olaylar zinciri, Türkiye’ye komşu ülkelerden olan Suriye’ye de sıçramış ve Ocak 2011’de başlayan olaylar Türkiye’nin güney sınırını tehdit eder hale gelmiştir. 2000’li yılların başında Irak’ta yaşanan olaylar ve Amerika’nın müdahalesi ile güvensiz bir hale gelen Irak sınırına, 911 Km.’lik güvensiz bir Suriye sınırı da eklenmiştir. Güney sınırında bulunan ulus devlet egemenliğinin ortadan kalkmasıyla bölgede egemen olma mücadelesine giren ve farklı isim ve yapıdaki silahlı gruplar, emperyalist ülkelerin yönlendirmesi ve desteğiyle bölgede kaos ve kargaşa yaratmışlardır. Güney sınırında yaşanan bu gelişmeler Türkiye’nin güvenlik politikalarını yeniden üretmeye, ülke içinde 30 yıla yakın mücadele ettiği PKK Terör örgütünün Irak’ın kuzeyindeki yapılanmasına ek olarak Suriye’nin kuzeyinde yer alan bölgede oluşan yeni yapılanması ile karşı karşıya bırakmıştır. Yine bu örgütün dışında bölgede şiddet üreten ve egemenlik mücadelesine giren radikal İslamcı terör örgütleriyle de ülkenin güvenliğini sürdürebilmek amacıyla mücadeleye girmek zorunda kalmıştır.

Bütün bu olayların yaşandığı ve ülke güvenliğini tehdit eden bu coğrafya, Türkiye’nin tarihi mirası olan yer olarak geçmişte hakimiyeti altında olmuş ve halen bölgenin toplumsal yapısı ile doğrudan ilişkisi olan bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin bu coğrafyadaki siyasal gelişmelerle alakalı olması gayet normal ve gerekli bir husustur.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi sonrasında yaşanan olaylara tepki olarak İstanbul’da toplanan Osmanlı Mebusan Meclisi, ülkenin toprak bütünlüğü ile gelecekte uygulanacak dış politikanın esaslarını altı maddelik bir deklarasyon haline getirmiştir. "Ahd-ı Milli Beyannamesi" adı verilen bu belge, toplantıya katılan 121 milletvekili tarafından oybirliği ile 28 Ocak 1920’de kabul edilmiş ve 17 Şubat' ta kamuoyuna açıklanmıştır. Ahd-ı Milli, Peyman-ı Milli, Milli Ant, Ulusal Ant ve National Pact olarak da isimlendirilmiş, Cumhuriyet döneminde Misak-ı Milli olarak benimsenmiştir (Sakin, 2002: 312-315).Modern milliyetçilik anlayışının gerisinde İngilizlerin Magna Charta, Fransızların İnsan Hakları Beyannamesi’nin yanında üçüncü önemli bir belge Türk Misak-ı Milli belgesidir. Dolayısıyla Misak-ı Milli,milli mücadelenin, cumhuriyetin ve yasamanın temel taşı olarak değerlendirilebilir (Ezherli, 1992: 22, 23; Sakin, 2002: 314).

Mustafa Kemal Paşa tarafından Erzurum kongresinde şekillenen Misak-ı Milli’nin sınırları, Sivas Kongresi’nde de aynen kabul ediliyordu. Bu kararlara göre; Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 günü Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde yer alan büyük çoğunluğu İslam olan ve kültürel, ekonomik üstünlüğü Müslümanlara ait bulunan, birbirlerinden ayrılması imkansız öz kardeş, dindaş ve soydaşlarımızın oturduğu memleketlerin bölünmesi düşüncesinden vazgeçilmesi isteniyordu (Bostancı, 2015: 197).

Meclis-i Mebusan’da kabul edilen Misak-ı Milli’nin birinci maddesinde “Osmanlı Devleti’nin özellikle Arap çoğunluğun yaşadığı ve 30 Ekim 1918 tarihli mütarekenin (Mondros Mütarekesi’nin) kabulünde düşman orduları işgali altında kalan kısımlarının geleceğinin, halkının serbestçe beyân edecekleri oylara uygun olarak tayin edilmesi gerekir.Sözü edilen mütareke hattının içinde ve dışında din, ırk ve ülkü birliği bakımlarından birbirlerine bağlı olan, karşılıklı saygı ve fedakârlık duyguları besleyen, ırk ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin şartlarına saygı gösteren Osmanlı-İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tamamı, ister bir eylem ve ister bir hükümle olsun birbirlerinden ayrılamayacak bir bütündür.” şeklinde belirtiliyordu. (Tuncay, 1976: 12; Soysal, 2000: 15,16).

İşte bu kararlara göre, güneyde bugünün sorunlu bölgeleri olan Musul, Kerkük ve Halep yerleşimleri Osmanlı Devleti’nin sınırları içindeydi. Ancak, Lozan Konferansı’nda alınan kararlar ve sonrasında yaşanan süreç içinde Anadolu’da Nasturi Ayaklanması ve Şeyh Said isyanı bu toprakların elden tamamen çıkmasına neden olmuş, Türkiye’nin bölgeye müdahale etmesini engellemiştir ( Rapor, 2014: 4; Kılıç, 2009).

Bölge, Türkiye açısından toplumsal, iktisadi ve güvenlik açısından önem arz etmektedir. Bölgenin toplumsal yapısında din ve etnik yapı Türkiye’nin mevcut sınırları içinde kalan yapıyla örtüşmektedir. H.1325 tarihli salnamede “Kerkük şehrinde 26.510 Müslüman, 432 Keldani ve 463 Musevi olmak üzere 27.405 erkek nüfus ve bunlara kadın ve yabancıların eklenmesiyle şehrin toplam nüfusunun 57.810 olduğu, şehir halkının genellikle Türk olduğu ve Türkçe konuştuğu, yine yabancı ve bir miktar Arap ve Kürt ile az miktarda İranlının olduğu belirtilmektedir. Aynı salnamede Musul vilayeti ve çevre köylerde Türk, Kürt, Ermeni, Keldanilerin de bulunduğu belirtilmektedir (Eroğlu, Babuçoğlu, & Özdil, 2012: 46,47).Irak’ın nüfusu 2013 yılı itibarıyla 34,8 milyon kişidir. Bu nüfusun %75-80’lik kısmını Araplar, %15-20’lik kısmını ise Kürtler oluşturmaktadır. Geri kalan %5’lik kısım ise büyük ölçüde Türkmenlerden oluşmaktadır. Araplar ülkenin güneyinde yer alırken, kuzeyi Kürt ve Türkmen ağırlıklıdır. (Türkiye İş Bankası, 2015: 7).

Türkiye’nin tarihsel mirası olan bu bölgenin dünya enerji piyasasında önemli bir yeri mevcuttur. Kuzey Irak petrol yatakları olarak adlandırılan bölge Musul ve Kerkük bölgesini içermektedir. Irak petrol rezervlerinin yaklaşık % 80’ni Kerkük ve Musul bölgesindedir. 1995 yılı verilerine göre Irak 13.4. milyar tonluk petrol rezervi ile dünya genelinde ikinci sırada yer almaktadır. Irak’ta 2000 ve 2001 yıllarında ortalama günlük 2,5 milyon varilin yaklaşık 1 milyon varili sadece Kerkük bölgesnden çıkarılmıştır (İnan, 2013: 70).

Bugünkü rakamlara bakıldığında Irak’ta tespit edilmiş 143 milyar metreküp petrol rezervi bulunmaktadır. Bu rezervin 45 milyar metreküpü Musul’da, 10 milyar metreküpü ise Kerkük’tedir. Kuzey Irak’ta tahmin edilen doğalgaz miktarı ise 3.2 trilyon metreküptür. (Milliyet Gazetesi, 2016).

22 Ağustos 1973 yılında Ankara’da imzalanan Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Anlaşmasına göre kurulan Kerkük- Yumurtalık petrol boru hattı Irak petrollerinin Akdeniz’e ulaşmasını sağlayan bir hat olarak hem Irak hem de Türkiye’ye maddi kazançların yanı sıra stratejik kazançlar ve avantajlar da sağlamaktadır.

Petrol boru hattının güvenliğinin sağlanması ise önem arz eden başka bir husustur. Mevcut petrol boru hattının dışında Kuzey Irak petrol ve doğalgazının uluslararası piyasalara sevk edilebilmesi için önemli limanlar arasında İskenderun, Mersin limanları yer almaktadır. Petrolün Akdeniz’e inerek uluslararası arenaya ulaşması Türkiye’nin güneyi ile Irak ve Suriye’nin kuzeyinin önemini artırmaktadır. Sözkonusu bu bölgeler Misak-ı Milli sınırları içinde yer almakta ve halen Orta Doğu’daki şiddet sarmalının, kaos ve kargaşanın merkezi durumundadır.

2. POST-MODERN TERÖRİZM

Terörizmle ilgili birçok tanım ve yaklaşım mevcuttur. Hollandalı siyaset bilimci Alex P. Schmid, terörizmin 140 ayrı tanımını saptamıştır. Bunların içinde 22 ortak nitelik ve 20 ortak amaç veya işlev vardır. En çok sözü edilen beş unsur arasında; şiddet veya zor kullanımı, bir siyasal amaç güdülrnesi, dehşet veya korku salma, tehdit, toplumda uyandırılan psikolojik etki veya üçüncü kişilerden (teröristler ve kurbanlar dışında) beklenen yaygın tepki yer almaktadır (Ergil, 1992: 140). Tanımlamanın ötesinde terörizm ülkelerin güvenlik anlayışlarının ve siyasal hedeflerinin içeriğine göre de değişiklik gösterebilmektedir. Bazı ülkeler kendi egemenliklerine karşı mücadele eden grupları terörist olarak adlandırılırken, aynı gruplar onları destekleyen diğer devletler tarafından özgürlük savaşçısı, gerilla gibi kavramlarla açıklanmaktadır.

Sosyal Bilimler Ansiklopedisi’nin “terrorism” maddesini yazan J.B.S. Hardman, terörizmi “önceden belirlenmiş hedefleri elde etmek için şiddet kullanan, şiddete başvuran bir grubun veya  partinin kullandığı metot” şeklinde tanımlamıştır. W.T. Mallison ile S.V. Mallison ise terörü “sosyal ve siyasal amaçları elde etmek için aşırı ölçülere varan şiddet kullanma ve şiddet tehdidi” olarak tanımlamıştır (Yayla, 1990: 335, 336).

Terörizm siyaset yapma biçiminin en radikal şeklidir. Şiddetle yapılan, sonuca ulaşmak için her türlü yöntemin mübah sayıldığı, bunlar arasında silahın da kullanıldığı bir savaş şeklidir. Terörizmde tarafları, egemen ile egemene karşı çıkan kesimler oluşturur. Terörizm, güçsüzün güçlüye karşı verdiği bir mücadele şeklidir (Ergil, 1992: 139).

Terör örgütleri amaçlarına ulaşabilmek için halkta bıkkınlık, yılgınlık, korku, endişe duygusu yaratıp, kaos ortamı oluşturarak hedeflerindeki iktidarı kendilerinin istediği yönde hareket etmesini sağlamayı isterler. Nihai amaçları arasında siyasi gücü ele geçirmek ve mevcut yönetimi devirmek yer alır (Ergil, 1992: 140; Gençtürk, 2012: 4)

Terörizm bir ideoloji, bir düşünce sistemi değildir. Şiddet içeren, kendine has yöntem, taktik ve stratejisi olan savaşı ve çatışmayı önceleyen bir siyaset biçimidir. Terörizm belirli bir ideolojiye sahip olanların başvuracağı bir mücadele biçimi de değildir. Hem sağ, hem sol hemde diğer radikal gruplar tarafından benimsenip uygulanabilir.

Şiddet içermesi ve isteklerinin karşı tarafa zorla kabul ettirme şeklinde düşünüldüğünde terörizm çeşitleri arasına devlet terörizmini de eklemek gerekmektedir. Devlet tarafından hükümet dışı siyasal amaçlı şiddet kullanımı ya da devlet tarafından göz yumulan gayri meşru şiddet kullanımıdır. Devlet terörü, totaliter rejimlerde görülen ve devletin bütün topluma gizli polis teşkilatlarıyla korku salmayı ve baskı altına almayı amaçlar. Bu rejimlerde devletin bireyle yıllarca irtibatı olmasa bile ortamdaki korku iklimi devlet terörünün sonucudur. Devlet terörü totaliter rejimlerin yanı sıra bazı demokratik devletlerde de kendi vatandaşlarına yönelik ya da dış politika amaçlı olarak kullanılmaktadır (Primoratz, 2002: 9).

Devlet teröründe otoriteler; kendi ülkelerinin sınırları içinde veya dışında adam kaçırmak, işkence etmek, öldürmek, katliam yapmak, her türlü maddi ve manevi zarar vermek suretiyle menfaatlerine zarar verebilecek olanları susturmak ve sindirmek amacını güderler (Hüseyin, 1990: 46).

Devlet terörünün dışında başka bir terör biçimi ise uluslararası terördür. Uluslararası alanda siyasal şiddeti kullanan grupların terör örgütü olarak kabul edilip edilmemesini etkileyen husus ülkelerin menfaatleridir. Ülkeler kendi coğrafyalarında güçlü kalabilmek amacıyla komşularının ya da rakiplerinin sürekli iç kargaşa ve mücadele içinde olmasını isterler. Bu durumda siyasal şiddeti kullanan gruplar, o ülkeler için özgürlük savaşçısıdır. Bu örgütler vasıtasıyla diğer ülkelere zarar vermek ve o ülkeyi kontrol altında tutmak için destek verilir. Desteğin mahiyeti, terör örgütlerine para, eğitim, silah, patlayıcı, saklanma yeri, istihbari bilgi, seyahat belgeleri ve lojistik malzeme sağlama şeklinde olabilir. Burada devletin terör örgütleriyle arasında bir yönetim ilişkisi söz konusu değildir (Ergil, 1992: 58; Gökçe, 2016: 126, 127).

Uluslararası terörizmin ardında devletlerin terör örgütleriyle ilişkisi ve ilgisi olabilir. Bu ilgi ve ilişki bizzat devlet girişimi, desteği, hoşgörüsü ve zaafı olarak görülebilir. Bazı devletler geleneksel savaş yöntemleriyle amaçlarına ulaşmayacağını anlayan devletler uluslararası terörizmi bir araç olarak kullanabilirler. Yine doğrudan ya da resmi olarak terörist girişimde bulunmaktan kaçınan devletler, terör örgütlerine para, eğitim, silah, patlayıcı, kritik malzeme, istihbari bilgi, saklanma yeri, iletişim olanağı, seyahat belgeleri (pasaport) veya diğer lojistik destekler verebilir. Kendi topraklarında terörist grupların olduğunu bildiği halde onları desteklememesine rağmen onlara karşı herhangi bir müdahalede bulunmayan devletlerin, terrör örgütlerine karşı hoşgörüsünden bahsedilebilir. Başka bir ilişki ise devletin, sınırları içindeki uluslararası teröristlere gözlerini yummak istememesine rağmen askeri ya da teknolojik bakımdan yeterli olmamasından dolayı onlarla etkin biçimde mücadele edemez (Ergil, 1992: 141).

Uluslararası terörizminde kullanılan yöntemler arasında hedef ülkelerdeki etnik, dini ve kültürel farklılıkların ajite edilerek hedef ülke içinde kaos ve kargaşa yaratmak, ülke içinde desteklenen grupları kullanarak hedef ülke yöneticileri, siyasi kişilere karşı suikastler ve kurum ve kuruluşlarına sabotajlar düzenlemek yer alır. Ayrıca hedef ülkenin diplomatlarına farklı ülkelerde suikastler düzenlenmesi, yabancı ülkedeki kurum ve kuruluşlarına bombalı saldırılarda bulunma da uluslararası terörizmin kullandığı yöntemler arasında yer alır.

M.Ö. 73-66 yıllarında yaşayan Sicarii’lerden başlayan, Hasan Sabbah’ın kurucusu olduğu Haşşaşinler, Fransız Devriminden sonra Robespierre iktidarı dönemindeki devlet terörü, 19. yüzyıl anarşist hareketler ve 20. yüzyılda iki dünya savaşı arası yaşanan terör faaliyetleriyle soğuk savaş dönemi terör faaliyetlerini terörizmin tarihsel sürecindeki kilometre taşları olarak belirtilebilir (Yayla, 1990: 343-350).

Soğuk savaşın sona ermesiyle birlikteAmerika Birleşik Devletleri’nin önderliğini yaptığı ve dünya siyasetini yönlendirdiği tek kutuplu yeni düzende ekonomik, siyasi ve kültürel küreselleşme beraberinde terörizmde de küreselleşmeyi getirmiştir. Teknoloji, iletişim, ulaşım ve bilişim alanındaki gelişmeler küreselleşme olgusunu hızla yaygınlaştırırken, bu süreçten ve imkanlardan terör örgütleri de faydalanmıştır. Terör örgütleri küreselleşmenin sağladığı siyasal düşüncedeki değişim, ekonomik, kültürel ve teknik imkanlardan faydalanarak kendileri de adeta küreselleşmiştir.

Bilişim dünyasındaki gelişme, internet, küresel ölçekli uydular ve mobil iletişim sistemlerindeki gelişme, bilgiye erişimi hızlandırdığı kadar dünyanın herhangi bir yerinden en uzak noktada olan insanlara ulaşma ve iletişim sağlama imkanı tanımaktadır. Bu sayede terör örgüt üyeleri birbiri ile daha kolay ve izlenmeksizin haberleşebilirken, eylemler, bildiriler, fetvalar canlı olarak internet üzerinden yayınlanabilmektedir. Web siteleri, on-line dergiler, doktrinler, bomba ve benzeri araçların yapım kılavuzları ile yüklüdür (Kaya, 2010: 70).

Terör örgütleri birer suç örgütleri olmanın dışında adeta ticari birer firma olma yolunda ilerlemiş ve küresel ekonomik sistemde legal ya da illegal biçimde yer almışlardır. Finansal sorunu olmayan küresel terör örgütlerinin bağımsız hareket etme imkanları da artmış, terörü bir araç olarak kullanmak isteyen devletlerle pazarlığa varan görüşmeler yapmaya ve onlarla aynı masada yer almaya başlamışlardır.

Küreselleşmeyle beraber siyasal alanda egemenlik tartışmalarının boyut değiştirmesi terörizmin etki ve faaliyet alanını da büyütmüştür. Devletlerin karar alma yeteneklerinde ve mekanizmalarındaki azaltıcı etki, millet ve devlet anlayışının zayıflaması ulus- devletlerin varlığının sorgulanmasına neden olmuştur (Bauman, 2006: 11,12). Neo-liberal politikalara dönüş, devletin sınırlandırılma isteği, bireysel hak ve özgürlüklerin devlet tarafından koruma altına alınmasının gerekliliğine yapılan vurgu, ulus devletlerin gücünün azalmasına ve varlığının sorgulanmasına neden olmuştur (Evans, 1997: 80-87; McMichael, 1996: 196-205).

Devletler arası politikalarla küresel emellerin gerçekleştirilememesi durumunda,küresel güçler, ulus devletleri küresel ekonomik ve siyasal sisteme entegre edebilmek için, ulus devletin kültürel, etnik ve dini temelleri üzerinde ayrıştırmaya yönelik politikalar üretmeye ve izlemeye başlamışlardır. Bu politikalar ulus devlet içindeki farklı kimliklerin yurttaş olmaktan öteye millet olma sürecini başlatmıştır (Billig, 2002: 151). Farklı kimlikler üzerindeki ayrıştırıcı politikalar,devletlerin bekasını ve güvenliğini tehdit etmeye başlamıştır. Kapitalist sistemin gelişmesine büyük katkı sunan 1648 Westphalia Antlaşması ile ortaya çıkan ulus devletler ise bekasını devam ettirme ve güvenliğini sağlama yönünde yeni politikalar üretmeye yönelmişlerdir.

11 Eylül 2001 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri’nde İkiz Kulelere uçakla yapılan saldırı ile birlikte terör ve terörizmin görüntülerinde yeni bir dönem başlamıştır. Terör örgütleri çağın sunduğu imkanları kullanarak sadece belirli bir toplum üzerinde değil küresel anlamda etki yaratacak eylemler yapmaya başlamışlardır. Düzenli orduların karşı karşıya geldiği klasik savaş ve çatışmalardan, orduların kullanılmadığı, devletler ya da onların destekledikleri veya üyesi oldukları yapılar arasında devlet–altı grupların ya da terör örgütlerinin kullanıldığı düşük yoğunluklu çatışmalara doğru gelişme yaşanmıştır (Özdemir, 2002:158).

Siyasi amaçlı kullanılan terörizm artık birbirine bağlı dini ideolojileri öne sürenve toplu insan ölümlerine yol açan eylem türlerine yönelmişlerdir.Burada dikkat çeken bir husus önceki dönemdeki terör saldırılarında eylemcinin aynı eylemleri sürdürebilmek amacıyla kaçarak kurtulmayı hedeflerken, son dönemlerde intihar eylemler vasıtasıyla kendi yaşamına son vermeye başlamışlardır. Eylemler, devletin siyasi ve ekonomik yetkililerinin dışında finansal merkezler, ulaşım ve enerji sistemleri, yagı ve medya çalışanlarına yönelmiştir (Rustemova, 2006: 27). 11 Eylül 2001 saldırısını yapanların saldırıda kendilerini de öldürmesi, El-Kaide terör örgütünün intihar eylemlerini iki çelişkili çerçeve tarafından meşrulaştırılan bir eylem tarzı olarak kabul ettirmesini sağlamıştır. Yükümlülük ve irade kavramları çerçevesinde meşrulaştırılan intihar saldırıları, gayri müslim bir düşmana karşı Müslüman ümmetinin tamamına düşen kolektif bir yükümlülük, birey tarafından gönüllü olarak sahiplenilmesi gereken bir durum olarak meşrulaştırılmıştır(Bozaslan, 2014: 320)

Terör örgütlerinin konvasiyonel ya da gerilla taktiği gereği hafif silah kullanmasının ötesine geçilmiş, biyolojik, kimyasal silah kullanmaya başlamışlar, hatta nükleer silah sahibi olma girişimleri olmuştur. Tank ya da zırhlandırılmış araçlar kullanmaya, karadan havaya füzeler kullanmaya başlamışlar, “drone” olarak tabir edilen insansız hava araçları kullanarak çatışma alanlarında etkili olmuşlardır (BBC, 2016; Yeniçağ, 2016).

Terörizm, Kuzey Irak ve Suriye’de olduğu gibi hakimiyet kurduları alanlardaki petrol ve doğalgaz üretim ve işletim tesislerini ele geçirerek petrol ve doğalgaz pazarlamaya ve maddi kazanç elde etmeye başlamışlardır. ABD merkezli bağımsız Enerji Araştırma Kurumu IHS’nin raporuna göre, IŞİD Irak’ta ve Suriye’de günlük toplam 350 bin varil üretim kapasitesi olan petrol sahalarının kontrolünü elinde tutmaktadır. Yıllık olarak kazancı 800 milyon dolar olmaktadır (Ece Göksedef, Melis Kobal, 2014). Bu sayede de başka bir devletin maddi desteğine ihtiyaç duymadan varlıklarını sürdürebilmektedirler. Finansal yönden sıkıntı yaşamayan terör örgütleri silah, teçhizat ve diğer ihtiyaçlarını elde ettikler bu paralarla karşılarken, örgüt üyelerine de maaş adı altında ödeme yapmaktadır (Çakır, 2016).

Post modern terörizm insan kaynağı açısından da çeşitlenmiştir. Daha önceden siyasal olarak belirli etnik ya da kültürel gruba bağlı olarak ortaya çıkan terör örgütlerinin insan kaynağının küreselleştiği,örgütler içinde her ülkeden insanın yer aldığı görülmektedir. Yine örgütlere katılımın işsiz ve eğitimsiz kişilerden olmasının ötesine geçilmiş, eğitimli, teknolojiye hakim, mühendis, doktor, gibi mesleklere sahip olanların da katıldığı ve bu sayede teknik konularda sıkıntı yaşamadıkları görülmektedir. İnsan kaynakların çeşitlenmesiyle birlikte terör örgütleri yeni organizasyon modelleri geliştirmiş, dünyanın her tarafında hücreler oluşturarak gerektiğinde bu hücreleri harekete geçirecek taktikler geliştirmişlerdir. Yine insan kaynaklarının çeşitlenmesi terör örgütlerinin devletlerin ya da hedef grubun bilişim alt yapılarına yöneliksiber saldırılar gerçekleştirebilme yeteneği kazandırmıştır. Siber saldırılar ile terörizm devlet kurumlarının, savunma ve ekonomik alt yapılarının çökertilmesivasıyasıyla kitleler üzerinde klasik eylemlere göre daha etkili olacağı aşikardır. Elektronik araçlar kullanılmak suretiyle uzaktan komutayla patlayıcı madde ve intihar eylemcisi kulanmadan daha etkili ve ucuz eylemler gerçekleştirebilirler (Denning, 2003:251-255).

3.MİSAK-I MİLLİ’NİN GÜNEY SINIRLARINDAKİ GELİŞMELERİNTÜRKİYE ETKİLERİ

Türkiye’nin Misak-ı Milli’ye göre güney sınırları içinde yer alan ancak günümüzde Irak ve Suriye devletlerinin sınırlarında bulunan Musul, Kerkük ve Halep bölgelerinin ülke güvenliğine, ülkenin uluslararası politikalarına ve ekonomik yapısına etkisi oldukça fazladır. Bu bölgelerde meydana gelebilecek her türlü değişimler, oluşumlar ve gelişmeler Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmektedir.

Emperyal güçlerin, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden itibaren Orta Doğu’da oynadıkları “Büyük Oyun” sonucunda 19. yüzyılın ikinci yarısında, öncelikle Levant bölgesinde edebiyat kulüpleri vasıtasıyla Butrus Bustani ve Nassif Yaziji’nin çalışmalarıyla ortaya çıkarılan Pan- Arabizm hareketiyle Müslüman kimlikler arasında ayrışma oluşturulmuştur. Baas ve Nasırcı taraflarıyla gelişmesine devam eden devlet temelli Pan-Arabizmin, 1967’deki Altı-Gün Savaşıyla son bulmasının ardından, petrole dayalı ortaya çıkan yeni güç merkezleri tarafından domine edilen Pan –Arabizm olarak devam etmiştir (Korany, 2016: 140,141). Emperyal güçlerin bu politikalarıyla Pan-Arabizm birleştirici etkiden ziyade parçalayıcı bir etki oluşturmuş, Arap coğrafyasında yapay sınırlarla oluşturulan birden fazla devletler ortaya çıkarılmıştır.

Bu yapay sınırlar içinde kalan etnik, mezhepsel ve kültürel farklılıklar emperyal devletlerin ileride bölge hakimiyetini devam ettirebilmeleri için adeta birer araç olarak öncelikle korunmuş, bastırılmış ve kendilerine müzahir yönetimler işbaşına getirilmiştir. Süreç içinde Pan-Arabizmin farklı seyir defterine göre bu farklılıklar kullanılmış ve bugünkü bölgesel kaos ve kargaşa ortamı yarartılmıştır. Irak sınırları içinde yaşayan Arap, Kürt, Türkmen, Süryani, Ermeni kimliklerin birbirine düşürülmesi, büyük çoğunluğu Müslüman olan nüfusun Sünni-Şii mezhepsel ayrımına yöneltilmesi, görünen amacı demokrasi getirilmesi ve kimyasal silahların yok edilmesi olan Irak’ın işgali ve bu coğrafyada yaşanan insan hakları ihlalleri, bölge halkı üzerinde emperyal devletlere karşı bir tepki doğurmuştur. Ancak bu tepki istenilen ve beklenen etkiyi yapmamış, yineemperyal ve küresel güçler tarafından domine edilen bu güçler tarafından kendi coğrafyasında “Cihat” adı altında Müslüman toprakların sözde yeniden fethine, kendi inanışından, mezhebinden olmayanların katledilmesine yol açmıştır.

Arap Baharı adı verilen ve Pan-Arabizmin aşağıdan gelen, devlet temelli olmayan hareketin, Türkiye’nin bir diğer sınır komşusu olan ve Pan-Arabizm hareketinin Mısır ile birlikte öncüsü durumunda olan Suriye’ye de sıçraması ve Baascı gelenekten gelen iktidarın devrilmesini amaçlayan hareketler, söz konusu ülkenin kuzeyinde, Türkiye’nin güneyinde otorite boşluğu yaratmış ve küresel güçler tarafından kontrol edilen post modern terör örgütlerinin bölgede hakimiyet mücadelesine sahne olmuştur.

Bölgede faaliyet gösteren terör örgütlerinin Türkiye’nin güvenliğine doğrudan etkisi bulunmaktadır. Güvenlik unsurunun dışında siyasal, toplumsal ve ekonomik anlamda da etkileri olmuş, orta ve uzun vadede deetkileri olacaktır. Bölgedeki terör örgütlerinin Türkiye’den eleman elde etme çalışmaları, onları eğiterek ülke içine gönderilip uyuyan hücreler oluşturulması ve gerektiğinde harekete geçirilmesi ülke güvenliğini ve toplumun huzurunu bozacak hususlardır(Bengin, 2015). Bölgedeki güvensiz ortamın ülke içine sirayet etmemesi imkansızdır. Ayrıca bölgede yaşanan çatışma ortamı, halkın Türkiye’ye ve Türkiye’yi kullanarak üçüncü ülkelere göç etmesine neden olmaktadır. Göç edenler ve göçe maruz kalan ülkeler, bu insan hareketliliğinden karşılıklı olarak olumsuz etkilenmektedirler. Göçü kabul eden ülkelerde iskan, iaşe ve istihdam problemlerinin yanı sıra güvenlik problemleri de artmakta, ucuz işçi çalıştırma isteği sonucu işe alınan yabancılar sebebiyle ülke halkı arasında işsizlik sorunları ortaya çıkmaktadır. Göç edenlerin hayatının idame ettirlmesi için alınan tedbirler kapsamında konteyner kentlerin oluşturulması, buralarda iskan edilenlerin iaşesi, güvenliği vb. hususlar Türkiye’nin bütçesine büyük miktarda yük bindirmektedir. Bunun yanı sıra Türkiye’nin bölgeye yakın ya da sınır illerinden söz konusu ülkelere çatışmasızlık ortamında yaptığı ticari ilişkilerin aksamasına, azalmasına hatta bitmesine neden olmaktadır (Al Jazeera, 2014; Milliyet, 2014).

Göç edenlerin iskan edilmesi ile birlikte konut sorunu, konut kiralarının ve fiyatlarının artması iktisadi ve toplumsal sorunlara neden olabilmektedir. Göç edenlerin iskan edilmesi bölgesel olarak nüfus yapısınında değişmesine neden olmaktadır. 2016 yılı rakamlarına göre,  nüfusuna oranla en çok Suriyeli barındıran kent durumundaki Kilis’te, merkezdeki yerli nüfus 106.293 iken Suriyeli nüfusu 116.714 olmuştur (T24, 2016). Suriyeliler çeşitli işkollarında ucuz işçi olarak çalıştırılırken, paralarını Türkiye’ye getirebilenler çeşitli şekillerde ticarete başlamış, manav, kuruyemişçi, bakkal, fırın ve lokantalar işletmeye başlamışlardır. Ticarete başlamaları ilk başta kendi hayatlarını idame ettirebilme açısından kulağa hoş gelse de konunun ayrıntısına girildikçe yerli halkla aralarında sorunların ortaya çıktığı görülmektedir. İşyeri açan Suriyelilerin vergiden muaf olması, birbirlerinden alışveriş yapmaları bu sorunların en öenmlileri arasında yer almaktadır.

Bütün bunların yanı sıra göç edenlerin okul çağındaki çocuklarının eğitimi, çocukların ve yetişkinlerin topluma kazandırılması, entegrasyonu ise ayrı bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Konteyrner kentlerde okullar ve il ve ilçelerdeki meslek edinme kursları, açılarak göç edenlere yönelik sosyal faaliyetler icra edilmektedir (Akkoç, 2017).

Yine Orta Doğu coğrafyasında diğer Müslüman ülkelere göre daha demokratik, laik ve istikrarlı bir yönetim süreci olan Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasını engellemek, siyasal ve ekonomik olarak güçlenmesine mani olmak amacıyla küresel politikalar gereği ulus-devlet pratiğinden vazgeçirilmek istenen Türkiye’nin, en önemli kültürel farklılığı olan Kürt kimliği Misak-ı Milli’nin gerçekleştirilme aşamasında da olmak üzere yakın zamana kadar sürekli ajite edilerek Kürt sorunu yaratılmış ve Türkiye bütün siyasal, ekonomik, askeri ve yönetsel dikkatini, enerjisini bu soruna yöneltmiştir.

PKK terör örgütünün siyasi otoriteden yoksun olan Irak ve Suriye coğrafyalarında barınmaları, onlara eğitim ve barınma üssü verilmesi, dağlık ve kontrolü zor olan sınır hatlarından geçerek ülke içinde terör faaliyetlerinde bulunmalarının ekonomik, siyasal ve toplumsal etkileri hayli fazla olmuştur ve olmaktadır.

Ekonomik anlamda maliyeti iki türlü yorumlamak mümkündür. Birincisi doğrudan maliyettir ve bunlar, PKK terör örgütünün faaliyetleri olmasaydı toplumun katlanmak durumunda kalmayacağı maliyetlerdir ki bunlar arasında güvenlik harcamaları, mal ve cana verilen zarar ve kayıplar, bölgeden göç sebebiyle uğranılan üretim kaybı ve göç edilenlerin iskan ve istihdam maliyetidir. Diğeri ise dolaylı maliyettir. Bunlar ise artan risk nedeniyle bölgeden ve ülkeden sermaye kaçışı, yetenekli emek göçü ve terörle mücadeleye ayrılan kaynakların terör olmadığı durumda sağlayacağı getirilerdir 1984-2005 yılları arasında Türkiye’nin terörle mücadelesinde doğrudan ekonomik maliyet miktarı 2005 rakamları ile 72. 34 milyar (YTL) – 53.95 milyon dolar olurken, dolaylı maliyetler ise 13.03 milyar (YTL)- 9.71 milyon dolar olmuştur (Mutlu, 2008: 75). Yine dönemin Ak Parti sözcüsü Binali Yıldırım,Sözcü gazetesinin 20 Ağustos 2011 tarihli nüshasında 1984-2011 yılları arasında terörle mücadele için doğrudan yapılan harcamaların 300 milyar dolar, dolaylı harcamaların ise 700 milyar dolar olduğunu belirtmiştir(Mutlu, Terörizm ve Terörizmle Mücadele, 2011).

PKK terör örgütünün silahlı eylemlere başladığı 15 Ağustos 1984’den 2015 yılına kadar olan dönemde gerçekleştirdiği 83.500 saldırıda 6.741 kişi hayatını kaybederken, 14.257 kişi ise yaralanmıştır.Güvenlik güçlerinin bölücü terör örgütüne yönelik mücadelesinde 1466’sı geçici köy korucusu olmak üzere 7.230 şehit verilmiş, 21.128 güvenlik görevlisi de yaralanmıştır (İnternethaber, 2015). Meydana gelen ölümler her iki toplumda da travmalara neden olmuştur. Bu travmaların toplumların hafızalarında uzun zaman silinemediği, yaşanılan geçmişin, güncel ölüm haberleriyle sürekli yenilendiği bir gerçektir. Bu yenilenme sürekliliğinin devam etmesi durumunda kutuplaşmanın artma ihtimali bulunmaktadır. Yaşanan travmalar, milliyetçiliği canlı tutan, geniş kitleler tarafından benimsenmesini mümkün kılan, kriz anlarında da hegemonik bir blokun oluşmasını sağlayan niteliğe sahiptir(Bozaslan, 2016: 124).

PKK terör örgütünün eylemleri, toplumsal anlamda ayrışma ile birlikte ülkenin bekasını tehdit eder hale gelmiş ve siyasal zeminde bölgesel özerklik, federasyon tartışmaları yapılmaya, ulus devlet modelinin dönüşümünü sağlamaya yönelik düşünceler ortaya çıkmaya başlamıştır.

4. SONUÇ

Misak-ı Milli sınırları içinde kalan ve Türkiye’nin güney sınırlarına komşu olan Musul- Kerkük ve Halep bölgeleri, küresel güçlerin siyasal emellerini gerçekleştirmesinin uygulama alanı olmasının yanı sıra, 11 Eylül 2001 İkiz Kuleler saldırılarından sonra hedef, yöntem ve içerik yönünden değişim ve dönüşüme uğramış vepost modern terörizm olarak adlandırılan yeni terör örgütlerinin merkezi durumuna gelmiştir.

Söz konusu durum Türkiye’nin bekasına yönelik yeni tehditler ortaya çıkarmış, ülkeyi siyasal, toplumsal ve ekonomik açıdan olumsuz yönde etkilemiştir. Post modern terörizm bölge halkı üzerinde baskı, şiddet ve korkuya dayalı ortamı yaratması ve bölge halkının ülke içine göçü ve bu göçle birlikte terör örgütü elemanlarının da ülkeye girme çabası ve ülkede eylemlere sirayet etme düşüncesi ile sınır dışından komşu coğrafyadan gelebilecek tehlikelere ve ülkenin bölünme riskine karşı Türkiye kendini güvensiz hissetmiş ve “güvenlikleştirme” politikaları uyglamaya başlamıştır. Güvenlikleştirme politikaları etnik, kültürel azınlıkların olduğu ulus devlet yapısında devlet-azınlık ilişkilerinin ülke dışından gelebilecek tehditlere karşı bölünme korkusuyla bazı demokratik haklarda kısıtlamaya gitmesi olarak belirtilebilir (Kymlicka, 2016: 76). Geçmişte ülkenin bir kısmında uygulanan olağanüstü hal uygulamaları, Kürt siyasal hareketinin özerklik talepleri ve post modern terörizmin ülkenin bekasına yönelik tehdit algılamasına yönelik alınan tedbirleri, güvenlikleştirme politikalarının birer parçası olarak belirtmek mümkündür.

Bölgede ulus devlet yapılanmasının erozyona uğraması hatta yıkılması bölgenin çok kültürlü, farklı etnik yapılarının uzun dönemli şiddete, çatışmaya maruz kalmasına neden olacak, henüz ulus devlet yapısını koruyan İran ve Türkiye’ye de sıçrayabilecektir. Türkiye bu durum karşısında bekasını sağlayabilmek amacıyla daha fazla güvenlikleştirici politikalara yönelecektir. Güvenlikleştirici politikalar halkı birbirine bağlamayı, yurttaş formülasyonunu sağlamayı amaçlasa da, kısa dönemde başarılı gözükmesine rağmen uzun vadede kırılmalara neden olabilecektir. Ulus devlet formülasyunundaki baskın etnos ile egemen demos’un birleşmesiyle oluşan halk egemenliğinde, kolektif haklar ve topluluğun temsilinin sağlanması bağlamında sakıncaları ortaya çıkabilir ve etnokratik[1] bir yönetim biçimine dönüşebilir.Etnokratik yönetim biçimi ise demokrasinin temel argümanlarından olan adalet kavramı ve devlet kaynaklarının adil dağıtılmasını zedeleyerek kültürel, etnik ya da siyasal anlamda azınlık durumunda olanların yurttaşlık ve vatandaşlık olgusundan uzaklaşmasına neden olabilecektir.

Söz konusu bölgenin Türkiye’nin egemenliğinin dışında olması durumunda yaşananlar Türkiye’yi güvenliğini tehdit etmektedir.Bunun yanı sıra bölgenin Türkiye’nin egemenliğinde olması durumunda ise Türkiye bölgenin yer altı kaynaklarından elde edeceği gelirlerle ekonomik bakımdan güçlenecek petrol ve doğalgaz ithal eden ülke durumundan çıkarak ihraç eden ülke durumuna geçecektir. Ekonomik yönden güçlü bir Türkiye ise bölgesel güç olmanın ötesinde uluslararası alanda daha etkili politikalar üretebilecektir.

Sykes ve Picot Antlaşması ile öngürülen ve çizilen, Türkiye’nin istikrarsızlaşması yönünde temellenen sınırların mevcut geçirgenlik problemi çözülecektir. Özellikle Irak- Türkiye sınırının coğrafi yapısı sınırın kontrol edilebilme imkanını tahdit etmektedir.Musul ve Kerkük bölgesinin dahil edileceği bir sınır hattının coğrafi özelliği sebebiyle kontrol edilebilme imkanı daha fazladır.

Musul, Kerkük ve Halep bölgesinin toplumsal yapısı ile Türkiye’nin mevcut toplumsal yapısı birbirine uymaktadır. Farklı siyasal iktidarların egemenliği altında farklı eğitim, siyasal yaklaşım ve gelişim gösteren bu toplumların yabancılaşması ve ayrılık göstermesi, birbirlerine karşı tutum ve davranışlarında aykırı düşünmeleri muhtemeldir. Etnik, kültürel ve dini benzerlik olsa bile resmi ideoloji tarafından verilen eğitim ve yönlendirme, bu benzerlikleri farklılığa dönüştürme kapasitesine sahiptir. Bunun yanı sıra aynı yönetimin egemenliği altında aynı eğitimi alan, siyasal yaklaşıma sahip olan bölge halkının birarada yaşama ihtimali daha yüksektir.Dört ülkenin sınırları içinde yer alan kültürel, dini açıdan birbirine yakın ama siyasal iktidarlar sebebiyle birbirine uzak yaşayan bölge halkının,Türkiye gibi bürokratikleşmesini, kurumsallaşmasını tamamlamış, devlet geleneğine sahip bir ülke içinde barış içinde yaşama şansı bulunmaktadır.

KAYNAKÇA

Akkoç, S. (2017). Nobel'lik Şehir Kilis Dünyaya Örnek Oldu. http://www.haberturk.com/gundem/haber/1199055-nobellik-sehir-kilis-dunyaya-ornek-oldu.

Al Jazeera. (2014, Ağustos 01). IŞİD İhracatı Yüzde 46 Düşürdü. http://www.aljazeera.com.tr/haber/isid-ihracati-yuzde-46-dusurdu.

Bauman, Z. (2006). Küreselleşme Toplumsal Sonuçları, (Çev. A. Yılmaz). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

BBC. (2016). BM: Suriye'de Esad Rejimi ve IŞİD Kimyasal Silah Kullandı (http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37190273).

Bengin, T. (2015). IŞİD'in 300'den Fazla Uyuyan Hücresi Var. Milliyet Gazetesi, s. http://www.milliyet.com.tr/isid-in-300-den-fazla-yuyan/gundem/ydetay/2132088/default.htm.

Billig, M. (2002). Banal Milliyetçilik, (Çev. C. Siskolar). İstanbul: Gelenek Yayıncılık.

Bostancı, M. (2015). Milli Mücadelede Erzurum Kongresi ve Kararları. Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 184-203.

Bozaslan, H. (2014). Ortadoğu: Bir Şiddet Tarihi Osmanlı İmparatorluğu'nun Sonundan El-Kaideye. İstanbul: İletişim.

Bozaslan, H. (2016). 2010'larda Orta Doğu'da Milliyetçiliği Tartışmak. A. C. Elçin Aktoprak içinde, 21. Yüzyılda Milliyetçilik Teori ve Siyaset (s. 119-138). İstanbul: İletişim.

Çakır, F. (2016). IŞİD'in Maaş Defteri Gaziantep'teki Operasyonda Ortaya Çıktı (http://www.haberturk.com/gundem/haber/1246503-isidin-maas-defteri-gaziantepteki-operasyonda-ortaya-cikti).

Denning, D. E. (2003). Activism, Hacktivism, and Cyberterrorism: the Internet As a Tool for Influencing Foreign Policy. D. R. John Arquilla içinde, Networks and Netwars: The Future of Terror, Crime, and Militancy (s. 239-289). Office of the Assistant Secretary of Defense.

Ece Göksedef, M. K. (2014). IŞİD Petrol A.Ş. (http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/isid-petrol).

Ergil, D. (1992). Uluslararası Terörizm. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt: 47, S. 3, 139-143.

Eroğlu, C., Babuçoğlu, M., & Özdil, O. (2012). Osmanlı Vilayet Salnamelerinde Musul. Ankara: ORSAM.

Evans, P. (1997). Th e Eclipse of The State. World Politics, Vol. 50, No. 1, 62-87.

Ezherli, İ. (1992). Türkiye Büyük Millet Meclisi (1922-1992) ve Osmanlı Meclisi Mebusanı (1877-1920). Ankara: TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yayınları No: 54.

Gençtürk, T. (2012). Terör Kavramı ve Uluslararası Terörizme Farklı Yaklaşımlar. Ankara: Başkent Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi.

Gökçe, A. F. (2016). Adalet Kavramı Kapsamında Geçmişle Hesaplaşma ve Uzlaşma: Türkiye. Bilge Strateji, 113-146.

Hüseyin, A. (1990). Orta Doğu’da Devlet ve Terör. İstanbul: Pınar Yayınları.

İnan, A. (2013). Kerkük- Yumurtalık Petrol Boru Hattı ve Türkiye- Irak İlişkileri (1973-2011). Ortadoğu Analiz, Cilt 5, S. 56, 68-85.

İnternethaber. (2015). İşte PKK'nın 31 Yıllık Blançosu. http://www.internethaber.com/iste-pkknin-31-yillik-teror-bilancosu-809777h.htm.

Kaya, Z. (2010). Terörizmin Küreselleşmesi: El Kaide Örneği, Yayınlanmış Doktora Tezi. Ankara: Kara Harp Okulu Savunma Bilimleri Enstitüsü.

Kılıç, S. (2009). Musul Sorunu ve Lozan. ATAM, Ankara.

Korany, B. (2016). Pan-Arabizm: Kökleri ve Evrimi. A. C. Elçin Aktoprak içinde, 21. Yüzyılda Milliyetçilik Teori ve Siyaset (s. 139-156). İstanbul: İletişim.

Kymlicka, W. (2016). Geçiş Dönemi Adaleti, Federalizm ve Azınlık Milliyetçiliğinin İçselleştirilmesi. A. C. Elçin Aktoprak içinde, 21. Yüzyılda Milliyetçilik Teori ve Siyaset (Çev. Osman İşçi) (s. 47-94). İstanbul: İletişim Yayınları.

McMichael, P. (1996). Development and Social Change, A Global Perspective. Thousand Oaks CA: Pine Forge.

Milliyet. (2014). Suriyeliler İle Mahalleli Kavga Etti. http://www.milliyet.com.tr/suriyeliler-ile-mahalleli-kavga-gundem-1895509/.

Milliyet Gazetesi. (2016). İşte Musul'daki 4 Trilyon Dolarlık Asıl Mesele. İstanbul: http://www.milliyet.com.tr/iste-musul-daki-4-trilyon-dolarlik-ekonomi-2329774/.

Mutlu, S. (2008). Ayrılıkçı PKK Terörünün Ekonomik Maliyeti. 21. Yüzyıl Dergisi, S. 5, 63-86.

Mutlu, S. (2011). Terörizm ve Terörizmle Mücadele. (http://www.21yyte.org/tr/arastirma/terorizm-ve-terorizmle-mucadele/2011/10/27/6265/ayrilikci-pkk-terorunun-ekonomik-maliyeti).

Nımnı, E. (2016). Uluslar, Bölgesel Azınlıklar, Demokratik Teori ve Ulusal Kendi Kaderini Tayin Hakkı. A. C. Elçin Aktoprak içinde, 21. Yüzyılda Milliyetçilik Teori ve Siyaset (Çev. Osman İşçi) (s. 175-208). İstanbul: İletişim.

Özdemir, H. (2002). 11 Eylül: Post- Modern Savaşın Miladı ya da Dış Politika Mücadelelerinin Görünmeyen Boyutu. Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 153-173.

Primoratz, I. (2002). State Terrorism and Counterterrorism. Centre for Applied Philosophy and Public Ethics (CAPPE), Working Paper, S.3, 9.

Rapor. (2014). Misak-ı Milli ve Musul- Kerkük Meselesi. İstanbul: Küreselden Yerele Grubu.

Rustemova, S. (2006). Küresel Terörizm, Yayınlanmış Doktora Tezi. Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Sakin, S. (2002). Misak-ı Milli'nin Hazırlanışı ve İlanıyla İlgili Görüşler. Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S.13, s. 313-330.

Soysal, İ. (2000). Türkiye'ni,n Siyasal Andlaşmaları Cilt-1 (1920-1945). Ankara: Türk Tarih Kurumu.

T24. (2016). Suriyeli Sayısının Yerli Nüfusu Geçtiği Kilis'te Kiralar Patladı. https://t24.com.tr/haber/suriyeli-sayisinin-yerli-nufusu-gectigi-kiliste-kiralar-patladi,328204.

Tuncay, M. (1976). Misak-ı Milli'nin 1. Maddesi Üzerine. Birikim Dergisi, 12-16.

Türkiye İş Bankası. (2015). Irak'ın Ekonomik Potansiyeline İlişkin Değerlendirme. İstanbul: Türkiye İş Bankası.

Yayla, A. (1990). Terör ve Terörizm Kavramlarına Genel Bir Bakış. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Cilt:45, S. 1, 335-385.

Yeniçağ. (2016). IŞİD Türk askerine karşı ilk kez 'drone' kullandı!Kaynak: IŞİD Türk askerine karşı ilk kez 'drone' kullandı! (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/isid-turk-askerine-karsi-ilk-kez-drone-kullandi-147029h.htm).


[1] Etnokrasi, idarenin çeşitli kurumlarının yalnızca belirli bir etnik grubu temsil ettiği ve iktidar ile yönetimin mekanizmalarının bu grubun baskın olma durumunu sağlamak için kullandıkları bir yönetim modelidir. Amaç devlet gücünün baskın etnik kolektivitenin ellerinde kalmasını güvence altına almaktır. (Nımnı, 2016: 78)

Okunma 225 defa Son Düzenlenme Çarşamba, 22 Mart 2017 12:15
Ali Fuat GÖKÇE

Yrd. Doç. Dr. Ali Fuat GÖKÇE

22.02.1967 Van doğumlu. 1985 yılında Kuleli Askeri Lisesinden mezun oldu, 1989 yılında Kara Harp Okulundan Jandarma Teğmen olarak mezun oldu. 2008 yılına kadar Silahlı Kuvvetlerde çeşitli kademelerde çalıştıktan sonra Binbaşı rütbesinden emekli oldu. 2006 yılında Selçuk Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde yüksek lisansını tamamladı.

2011 yılında Malatya İnönü Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünde doktorasını tamamladı. 2011 yılı TBMM genel seçimlerinde Gaziantep’ten Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili aday adayı oldu. 2012 yılında Gaziantep Üniversitesinde Yrd. Doç. Dr. unvanı ile göreve başladı. Siyasi Partilerde Lider ve Yönetim Değişimi isimli kitabı mevcuttur. Uluslararası ve ulusal dergilerde siyaset ve kamu yönetimi üzerine makaleleri bulunmaktadır. Evli ve iki çocuk sahibidir. Silahlı Kuvvetler Üstün Cesaret ve Feragat Altın Madalya sahibidir.

Kişisel Web Site: www.alifuatgokce.com

Web site: www.alifuatgokce.com
Yorum eklemek için giriş yapın
Adres: Yakuplu Mahallesi Hürriyet Bulvarı Newport Sitesi No:155 1. Blok Kat:7 Daire:55 Beylikdüzü / İstanbul / 34524 / Türkiye
Tel ve Faks: +90 212 855 19 75 eposta: info @ assam . org . tr