Tuesday, 27 October 2020 09:11

Caucasian and Turkestan are the two Bahadur Sons of Islam!

Written by
Rate this item
(0 votes)

Karabağ’ın kurtuluşu için Azerbaycan’ın başlattığı harekât İslam mukadderatıyla yakından alakalıdır. Burada alınacak başarı dalga dalga tüm İslam âlemine yayılacak ve çok ihtiyaç duyduğumuz manevi motivasyonumuz artacaktır.

Hıristiyanlar, İslam’a karşı birlikte hareket ettikleri için bugüne kadar devamlı surette topraklarımızı işgal ederek geri çekilmemize yol açmışlardır. Nihayet 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile yüzyıllarca süren toprak kaybımız sona ermiştir. Uzun süredir ilk defa Hıristiyanlardan topraklarımızın küçük de olsa bir kısmını geri almayı başarmıştık.

Fakat Kıbrıs’ta başımıza gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Birleşmiş Milletlerde aleyhimize çıkarılan kararlar yetmiyormuş gibi bir de ABD ve Batı ülkelerinin ambargolarına maruz kalmıştık.

“Kötü komşu mal sahibi yapar” demiş atalarımız. Kıbrıs ambargoları sayesinde milli silah endüstrimizi kurmayı başarmıştık. Şimdi ise hükümetin başarılı politikaları sayesinde dünyanın en gelişmiş silah araç ve gereçleri ile düşmanlarımıza kan kusturuyoruz. Özellikle Silahlı İnsansız Hava Araçlarının (SİHA) göstermiş oldukları başarı dünya tarihinde görülmemiş bir olaydır.

PKK’ya karşı etkin kullanılmaya başlandıktan sonra Suriye ve Libya’da başarılarını ispatlayan SİHA’larımız kullandıkları silahlarla da gururumuz olmuştur. Allah emeği geçen bütün mühendis ve emektarlardan razı olsun. Özellikle Selçuk Bayraktar’a teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

SİHA’larımız şimdi başka bir destan daha yazıyor. Azerbaycan’ın Karabağ’ı kurtarma operasyonunda en etkili silahı bunlar oldu. Öyle ki düşman askerlerine verdiği dehşetli korku inanılmaz dereceye varmıştır. Şöyle ki:

Sadece bilim kurgu filmlerinde izlediğimiz silahlı robot makinelerin saldırıları, insanları dehşete düşürerek manevi dirençlerini kırmaktadır. Ölüm korkusu olmadığı ve sadece programlandığı düşman üzerine kilitlenen bu silahlar; en kahraman askerin dahi yapamadığı görevleri tereddütsüz bir şekilde yapabilmektedir. Ölüm tehlikesi yüzde yüz olsa bile korkusuzca düşman askerlerine saldırmakta ve askerler üzerinde korkunç etkiler bırakmaktadır.

Manevi yönden hiçbir direnci kalmayan askerlerin yapacağı tek yol; bu kamikaze SİHA’lardan kaçmak ve onlara görünmemeye çalışmaktır. İşte 21. Yüzyılın savaş endüstrisi bu silahlar üzerine kurulmuş olup artık bildiğimiz bütün savaş stratejileri değişmiştir.

Karabağ’da coğrafyanın dağlık olması dolayısı ile harekâtın hızı nispeten yavaş olmaktadır. Özellikle zırhlı birliklerin etkisi bu bölgede son derece sınırlıdır. Aras nehri boyunca çok hızlı bir şekilde ilerleyen Azerbaycan ordusu nihayet İran ile sınırı tamamen temizlemiştir. Fakat 27 yıllık tahkimat ve mayınlı bölgelerden dolayı Ermeni birliklerinin aynı süratle yok edilmesi daha zor olacaktır. Fakat çembere alınan Ermeni birliklerinin Rusya müdahalesi olmadan kurtulma şansı neredeyse hiç yoktur.

Kasım ayı ortalarında Allah’ın izni ile bütün Karabağ’ın tamamen kurtulması beklenmektedir. Allah, her yerde İslam askerini muzaffer eylesin…

Bu vesile ile Rusya’nın Ermenistan karşısındaki tutumuna da bakmak gerekiyor. Neredeyse 30 yıldan beri Azerbaycan topraklarını işgal eden Ermenilere her türlü desteği veren Rusya; bu sefer farklı davranmıştır. Hatta yardım çağrılarına “savaş Azerbaycan topraklarında cereyan ediyor” diyerek Ermenileri hayal kırıklığına uğratmıştır.

Batı dünyasının dolduruşuna gelerek Rusya’ya tavır koyan Ermenistan’a haddini bildirmek gerektiğini düşünen Putin’i de karanlık günler beklemektedir. Zira Türkiye’nin üretmiş olduğu silahların, Rusya’nın hava savunma sistemlerine vermiş olduğu zarar telafi edilemeyecek noktalara varmıştır.

Silah endüstrisinde yaşanan gelişmeleri sadece Suriye, Libya ve Karabağ ile sınırlı tutmamak gereklidir. Çünkü Rusya’nın en önemli ihraç kalemi olan silah sanayi, çok büyük yara almıştır. Görevi düşman uçaklarını etkisiz hale getirmek olan hava savunma sistemleri, kameralar ile ispatlandığı üzere Türk SİHA’larına karşı etkisiz kalmaktadır. Savaşın sonucu ne olursa olsun Rusya artık bu silah ticaretinden eskiden olduğu gibi büyük paralar kazanamayacaktır.

Buna karşılık Türkiye’nin savunma endüstrisi büyük ivme kazanmıştır. Bu sanayi sektörü her geçen gün artan yerlilik oranları ile ihracatımız içinde önemli bir paya ulaşmıştır. Bu hızla devam ettiği takdirde Türkiye’nin ticaret açığını kapatması bir yana; pozitif duruma geleceği açıktır. Savaşlarda elde edilen başarıları bir de bu açıdan değerlendirmek gereklidir.

Türkiye’nin Rusya’nın en birinci düşmanı olan Ukrayna ile yaptığı silah anlaşmaları bölgedeki güç dengesini çok kısa zamanda değiştirecek niteliktedir. Ortak üretim ile birlikte iki ülke arasındaki ekonomik bağlar güçlenecek ve Türkiye çok büyük bir avantaj kazanacaktır.

Daha önceki yazılarımda Rusya’nın Kırım’ı işgal etmesinin yaptığı en büyük yanlışlıklardan bir tanesi olduğunu dile getirmiştim. Çünkü Ukrayna’yı kazanmak yerine tamamen karşısına almıştır. Putin, yaptığı şu yanlışı bir türlü anlayamadı.

Rusya, Sovyetler Birliği 15 parçaya ayrıldığı halde dünyanın en büyük toprak parçasına sahip bir ülkedir. Üstelik çok değişik etnik halkın bulunduğu bu topraklara hiç gerek yok iken bir de Kırım’ı eklemiştir. İster istemez Batı Avrupa ülkeleri ile anlaşmazlığa düşmek zorunda kalmıştır. Üstelik bütün dünyada işgalci bir ülke olarak adı anılmaktadır.

Petrol fiyatlarının gerilemesi ile ekonomik krizin her geçen gün daha da arttığı Rusya’yı daha karanlık günlerin beklediği açıktır. Bütün bu olaylar yetmemiş gibi bir de savunma endüstrisinde yaşanacak olumsuzluklar işin tuzu biberi olmuştur.

İşte Karabağ’da seyirci kalarak almış olduğu pozisyon Rusya’nın en büyük hatalarından birisi olmuştur. Belki de mevcut durum bunu gerektirmiştir. Bundan sonra geri dönülmesi çok zor bir yola giren Rusya’nın yeni bir parçalanma yaşayacağı muhtemel bir hadisedir. Özellikle Müslüman halkların yoğun olarak yaşadığı Kafkasya’da Çeçenistan’dan çok daha büyük olayların gelişmesini beklemek sürpriz sayılmamalıdır.

Rusya’nın başına gelecekleri 110 yıl öncesinden öngören Bediüzzaman Said Nursi, bakın neler söylemiş:

1910 Yılında Tiflis’e gelmişti. Şeyh Sanan tepesine çıkmış dikkatle etrafı seyrederken bir Rus yanına gelir ve sorar:

-Niye böyle dikkat ediyorsun.

-Medresemin planını yapıyorum.

- Nerelisin.

-Bitlisliyim.

-Bu Tiflis’tir.

-Bitlis, Tiflis; birbirinin kardeşidir.

-Ne demek?

-Asya’da alem-i İslam’da üç nur, bir biri arkası sıra inkişafa başlıyor, sizde birbiri üstünde üç zulmet (karanlık) inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane (baskıcı hükümetler) yırtılacak, takallüs edecek (kasılıp büzülecek), ben de gelip burada medresemi yapacağım.

- Heyhat! Şaşarım senin ümidine.

-Ben de şaşarım senin aklına. Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı (gündüzü) vardır.

- İslam parça parça olmuş.

-Tahsile gitmişler. İşte Hindistan, İslam’ın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadisinde (Lisesinde) çalışıyor. Mısır, İslam’ın zeki bir mahdumudur; İngiliz Mekteb-i Mülkiyesinden  (Siyasal Bilgiler Okulundan) ders alıyor. Kafkas ve Türkistan, İslam’ın iki bahadır oğullarıdır. Rus mekteb-i harbiyesinde (harp okulunda) talim alıyor. Yahu, şu asilzade evlat, şehadetnamelerini (diplomalarını) aldıktan sonra, her biri bir kıta başına geçecek, muhteşem adil pederleri olan İslamiyet'in bayrağını, afak-ı kemalatta  (kemal ufkunda) temevvüç ettirmekle (dalgalandırmakla), kader-i ezelinin nazarında feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilan edecektir.

Evet, her kışın bir baharı gelecek derken cennet asa bir bahardan bahseden Bediüzzaman, tam da bugünleri görmüş gibi ifade etmiştir. Ne var ki Mısır, sınıfta kalmıştır. Buna karşılık İslam’ın bahadır evlatları olan Kafkas ve Türkistan zafere adım adım yaklaşmaktadır, vesselam…

Last modified on Tuesday, 27 October 2020 09:13
Login to post comments