Salı, 22 Eylül 2020 15:18

Halifelik Kurumu Nasıl Teşekkül Etmelidir?

Yazan Vehbi KARA
Öğeyi Oyla
(3 oy)

Günümüzde Vatikan; Katolik Hıristiyanlara ve İsrail Devleti de bütün Yahudilere liderlik etmeye çalışmaktadır. İstanbul’da bulunan Ortodoks Patrikliği de bir kısım Ortodokslara yardımcı olmaya çalışsa da bazı kiliselerin bağımsız olma çabaları nedeniyle Hıristiyanlar üzerindeki eski gücünü büyük ölçüde yitirmiştir.

Ne var ki Hıristiyanların bu kurumlarının birlik halinde davranmaları ve dayanışma içinde olmaları için hiç de küçümsenemeyecek rolleri vardır. Buna mukabil Müslümanların çoğunlukta olduğu İslam ülkelerinde tam bir başıboşluk ve kaos göze çarpmaktadır.

Birbiriyle komşu oldukları için eğer dayanışma içerisinde oldukları takdirde büyük kazanç sağlayacak İslam devletleri, Halifelik benzeri bir makamın olmayışından dolayı küçücük sorunlar yüzünden dahi savaşa girecek kadar ileri gidebilmektedir. Papalık, Patriklik, Hahamlık ve çeşitli dini kurumların varlığı kimseyi rahatsız etmemekle birlikte Müslümanların Halifeliği istemesi bir çok kişiyi çok rahatsız etmektedir. İşte bunların endişelerini de gidermeye çalışacağız.

Halifelik makamının nasıl olması gerektiğine dair bazı düşüncelerimi dile getirmek istiyorum. Bunun için Bediüzzaman Said Nursi’nin çeşitli eserlerinden yararlandığımı söylemek zorundayım. Bunları maddeler halinde ifade etmeye çalışalım:

  1. Müslümanlar arasında birlik ve beraberliğe olan ihtiyaç hiçbir dönemde bu kadar önem kazanmamıştı. Zira Batılı ülkeler sömürü çarklarını geliştirmek maksadı ile Müslümanlar üzerinde çok çeşitli kışkırtmalar ile ciddi sorunlara yol açmaktadırlar. Çoğu zaman sıcak savaşa dönüşen bu çatışmalara son vermek gerçek bir Müslümanın boynuna borçtur.
  2. Bıçak kemiğe dayandığında ve ihtiyaçlar şiddetlendiği zaman çok ciddi sorunların dahi birden çözüme kavuştuğunu görmüşüzdür. İşte dünya genelinde Müslümanları ezerek aşağılayan Yahudi, Hıristiyan, Budist ve Hindulara karşı birlik ve beraberliği gösterecek Halifeliğin tesis edilmesi halihazırda çok önem kazanmıştır.
  3. Eğer İstanbul gibi 500 yıldan beri Halifeliğe merkez olmuş bir yerde teşekkül etmelidir. Bu mübarek İslam toprağı dünya Müslümanlarına başkentlik yapacak özelliklere sahiptir.
  4. Bazı ülkeler örneğin Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Batılı devletlerin uşağı olmuşlardır. Bu devletler aldıkları karalar ve çatışmaları körükleyerek Müslümanları perişan etmektedirler. Ne yazık ki kimse; göz göre göre hançerini İslam’ın böğrüne saplayan bu ülkelere söz geçirememektedir. İşte bu yüzden Halifeliğin İstanbul gibi bir merkezde ihya edilmesi şart olmuştur.
  5. Halifelik için kifayetsiz bir saltanat üyesi yerine bir meclise, şuraya ihtiyaç vardır. Günümüzde uluslar arası ilişkiler çok gelişmiş ve çeşitli dallara ayrılmıştır. Zaten istese de bir şahıs bu kadar ciddi meselelere çözüm getiremez. Fert yani halife tek kişi olursa harici tesirlere karşı mukavemet göstermesi zaten mümkün değildir. Nitekim Osmanlı Devleti zamanında aynı zamanda Halife olan padişahların bir kısmı; Batı ülkelerinin tesiri altına girerek bir çok dini hükmün ayaklar altına alınmasına sebep olmuşlardır.
  6. Zaman göstermiştir ki Hilâfeti temsil eden Meşihat-ı İslâmiye, yalnız İstanbul ve Osmanlılara mahsus değildir. Umum İslâma şâmil bir müessese olmalıdır. Hem de sönük vaziyetle, değil koca âlem-i İslâmın, belki yalnız İstanbul’un irşadına da kâfi gelmez. Öyleyse, bu Şura öyle bir vaziyete getirilmelidir ki, İslam alemi ona itimat edebilecek olsun. Müslüman topluluklara örnek ve sözü kabul edilecek kişilere ihtiyaç vardır. Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir tek kişi olabilir ve bir çok yönetim işine yetebilirdi. O hâkimin müftüsü de, onun gibi münferit bir şahıs olabilirdi. O yöneticinin İslami kurallara aykırı hükümlerini düzeltip iptal edebilirdi. Şimdi ise, zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, metin bir manevi şahsiyet olmuştur. İşte bunu ancak Şura ve buradan meydana çıkan ortak akıl ile birlikte manevi bir ruh, Halifeliği temsil edebilir.
  7. Halifelik makamı aynı zamanda yüksek bir ilim meclisi olmalıdır. Çünkü sözünü bütün Müslümanlara işittirebilmesi ve geçirebilmesi için dine bakan yönlerinin güçlü olması gereklidir. Aksi takdirde doğru yola sevk edemez. Sönük kişilerden meydana gelen bir Meclis tehlikeleri önlemede çaresiz kalacaktır. Hatta diyebiliriz ki günümüzdeki diyanet zaafı, İslam’ın sembollerine karşı gösterilen lâkaytlıktan kaynaklanmaktadır. Meclis’in içtihad ederek alacağı kararların güçlü olabilmesi için şuraya istinat etmesi dayanması gereklidir. Çünkü, hariçte bir adam reyini, ferdiyete istinat eden kişiye karşı muhafaza edebilir. Fakat böyle bir Şuraya istinat eden bir Halifeliğin sözü, en büyük bir dâhiyi de, ya içtihadından ya vaz geçirecek veya o içtihadı ona münhasır bırakacaktır.
  8. Bu maksatla Osmanlı Devletinde kurulmuş fakat kısa bir süre sonra işgal kuvvetlerinin İstanbul’da bulunması nedeniyle çok fazla bir etkinlik gösterememiş olan Darül Hikmetil İslamiye benzeri bir kurum hayata geçirilmelidir. Bu sayede İslam devletlerinin çeşitli kurumlarından uzmanlardan meydana gelmiş bir şuraya ihtiyaç vardır.
  9. Bu şura üyeleri Avrupa Birliği Komisyonları gibi çeşitli meclislerden meydana geldiği gibi belirli bir müddet görev yapmak üzere seçilmiş insanlardan meydana gelmelidir.
  10. Halifelik makamının ihya edilmesinden önce hazırlık maksadıyla İlgili Devlet Bakanları, Diyanet İşleri Başkanlığı, İlahiyat Fakülteleri Hocaları, Sivil Toplum Örgütleri temsilcilerinin mümkün olan en yüksek katılımla gerçekleştireceği bir toplantı tertiplenmelidir. Konferansta alınacak kararların yönlendirdiği şekilde İstanbul’un en gözde mekanlarından birinde örneğin Dolmabahçe sarayında bir kurucu meclis toplanmalı ve çeşitli Müslüman ülke temsilcilerinin davet edildiği daha büyük bir konferansa ev sahipliği yapılmalıdır. Üçüncü aşamada ise belirli bir müddet görev yapacak üyelerin bulunduğu bir Şura toplanmalıdır. Bu Şuraya halifelik makamına yakışan güzel bir isim ve unvan verilerek Müslüman toplumların maksimum düzeyde temsil edildiği halifelik Makamı ihya edilmelidir.

İşte bunun gibi çok önemli aşamaların titizlikle takip edilmesi gereklidir. Aksi takdirde gerekli ciddiyet gösterilmediği vakit; bütün dünyanın gözü önünde Müslümanlar olarak zor bir duruma düşmüş oluruz.

Halifelik konusunda korkmaya ve ürkmeye gerek yoktur. Korkmakla din rüşvet verilmez. Zaten böyle korktuğumuz için neredeyse 100 yıldır Batılıların oyuncağı ve maskarası haline geldik. Dinimize ve sembollerimize karşı zaaf gösterdiğimiz takdirde İslam düşmanlarını saldırtmak için teşvik etmiş oluruz. Zaten aç canavara sevgi ile yaklaşmak onun iştahını açar. Dönüp gelir bir de dişinin kirasını ister. Dünya ecdadımız olan İslam kahramanı Türklerden yine böylesine önemli icraatlar beklemektedir.

Muhakkak maslahat, mevhum mazarrata feda edilmez, vesselam…

 

 

Son Düzenlenme Cuma, 16 Ekim 2020 10:38
Yorum eklemek için giriş yapın