Perşembe, 15 Ekim 2020 17:27

İnsanı Yaşat ki, Devlet Yaşasın

Yazan Yakup Döğer
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Nizamülmülk Siyasetnamesinde bir devletin hangi vasıfları üzerinde toplarsa payidar olabileceğine dair uzunca izahlarda bulunur. O’nun hassaten üzerinde durduğu konu, devletten ziyade insan ve adalettir. Zira insan olmadan devlet kurulamaz, adalet olmazsa devlet yaşayamaz. Bu sebeple devlet için insana, devletin bekası içinse adalete ihtiyaç zaruridir. Müellifin ifadesiyle, nankörlük nimete, zulüm devlete zeval getirir.

Geleneksel devlet felsefesinde genel geçer anlayış, devlet insan için vardır. Müslümanların, “İlay-ı Kelimatullah”, “Nizamı Alem” düşünceleri, yeryüzünden adaletsizliği kaldırmak ve Allah’ın kullarını, kullara kulluktan kurtarmayı hedefleyen düşüncelerdir. Tabi gerek Nizamülmülk’ün gerekse bizim bahsettiğimiz adalet, referansı İslam olan adalettir. Yoksa her dünya görüşünün kendi paradigmasına göre bir adalet tanımı vardır. İslam ulemasının üzerinde ittifak ettiği külli kaidelerden biri, “Adaletten maksat, İslam’ın içtimai hayata ve devlete egemen olmasıdır.” İslam Hukukunun cari olmadığı iktidarlarda adaletten bahsedilemez.

İnsan, Allah’ın yeryüzünde binlerce milyonlarca canlı içinde “Ahseni Takvim” olarak yarattığı ve kendisine akıl vererek kulluk imtihanıyla kendisini sınadığı müstesna varlıktır. Bu sebepten yarattığı canlı cansız bütün varlıkları insanın hizmetine vermiştir. Yani insan öznedir. Bu özne, iyi ve kötü, bütün yaptıklarından hesaba çekilecektir. Yaratıcısı katında çok değerli olduğu için, yeryüzüne teşrifinden bu yana her saptıklarında kendilerine bir uyarıcı gönderilmiş, en aşağılık fiilleri işleyenlere dahi nebiler gelmiştir. Bir insanı öldüren, bütün insanlığı öldürmüş gibidir.

İnsanlığın tarihi süreci içerisinde Batı dünyasında ortaya çıkan modernleşme/dünyevileşme rüzgârı ve sapkın ideolojiler, kendi sınırlarını aşarak yeryüzüne musallat olmakta gecikmemiştir. Modernleşmenin sonucunda ortaya çıkan adaletsiz üretim ve ahlaksız tüketim anlayışı olarak kapitalizm ve iktidar olarak ulus devletler, insanı yeniden tanımlayarak, ait olduğu yerinden yurdundan uzaklaştırmış, kendi önceliklerine göre yeniden tanımlamıştır.

Kapitalizmin insan tanımı bir tüketim nesnesi olarak tezahür ederken, ırkçı ulus devletler için, “varlığı, varlığına armağan edilecek” makbul vatandaş sıradanlığına indirilmiştir. Modern tasavvurun çocuğu olan ulus devletlerde, insan devlet için vardır. Geleneksel devlet felsefesindeki, “devletin insan için var olduğu” kabulü ortadan kalkmış, modernnitenin ulus devletindeki anlayış olan, “insan devlet için vardır” kabulü iktidarların beka meselesi olarak ortaya çıkmıştır. Oysa insana hak ettiği mertebede muamele göstermeyen iktidarların zulümle idare edildiği açıktır.

İnsanın yaşaması için, adaletin tecelli etmesi şarttır. Adaletin tecelli edebilmesi için ise, İslam şarttır. İslamsız bir adalet mümkün olamayacağı gibi, insanların da hak ettiği muameleyi görmesi mümkün değildir. İnsanın yaşaması için, adalet, adaletin tecellisi için İslam Dini. Bu iki terkip birbirini tamamlayan bir bütünün iki yarısıdır.

Yaşadığımız toplumda insan nasıl yaşar? İnsanın yaşayamadığı yerde devlet nasıl varlığını sürdürebilir? İslam Dini ile hukuki, içtimai, felsefi, iktisadi, askeri, ilmi olarak bütün bağlarını koparmış iktidarlar adaleti nasıl sağlar?

Nzamülmülk Siyasetnamesinde Melikşah’a bu hususlarda nasihatlerde bulunur. Adaleti İslam ile özdeşleştirmiştir. Din ve devlet bir bütündür. Devletini dinden koparanlar aynı zamanda adaletten de koparmıştır, bu sebepten zalimdir ve zulüm etmektedir. Sıralama din, insan ve adalettir. Devlet bu sıralamanın sonunda yer alır. Dinin ve adaletin olmadığı devlet, Farabi’nin ifadesiyle devlet “Tagallub Devletidir.”

Günümüz iktidarlarının egemenliğinde insanın insan olarak yaşamayabilmesi, olağanüstü çabaların sonucunda “belki” mümkün olabilecek derecededir. Sömürü ideolojisi olan kapitalist sistemin, insanı en yumuşak karnı olan iktisadi yönden sıkıştırması, gelir adaletsizliğinin hat safhaya çıkması, ahlaki olarak çürümüşlüğün iktidarlar eliyle beslenmesi, içtimai yapıdaki sınıflar arası uçurumun dehşet verici boyutlarda derinleşmesi, garib-gurabanın askeri ücretle yaşam mücadelesi vermesi, insanın yaşamasını imkânsız hale getiren sebeplerden sadece birkaçıdır.

Hülasa, ahsen-i takvim olarak yaratılan insan yeryüzünde öznedir. Yeryüzünün düzeni, fertten içtimai hayata, içtimai hayattan devlete olumlu ve olumsuz anlamda tamamen insanın nasıl yaşadığı, nasıl yaşatıldığıyla doğru alakalıdır. Küçük bir azınlık bir yerlerden yüzbinlerce liralık maaşlar alırken, büyük bir çoğunluk yiyecek ekmeğinin peşine düşmüşse, orada insanın yaşadığı söylenemez. Allah (azze ve celle), kulunun yaşaması için, kendisine iman etsin ya da etmesin, yeryüzünde bir denge kurmuştur. Bu denge insanın hak ettiği şekilde yaşamasını temin içindir.

Her yere beton dökerek, gavurların yaşam tarzına öykünerek, neslimizi her türlü imkânı kullanmak suretiyle ifsat ederek bir müstakbel kurmaktan bahsedilemez. Dışarıdaki düşmanlara karşı sürekli teyakkuz halinde olur iken, içimizde büyüyen canavarları görmezden gelmek, yapılabilecek en büyük hatadır. Şu da unutulmamalıdır ki, kaleler içten daha masrafsız ve kolay fetih edilir. Görünen o ki, gelecek nesiller ne kendileri insan gibi yaşayacak, ne de kendi dışındakilerin insan gibi yaşamasına müsaade edecek.

İnsanı yaşatın ki, devlet yaşasın. Devleti İslam’a tabi kılın ki, adalet tecelli etsin.

mirathaber.com sitesinden alınmıştır.

Son Düzenlenme Salı, 10 Kasım 2020 11:34
Yorum eklemek için giriş yapın