Salı, 18 Mayıs 2021 16:34

NEDEN KUDÜS?

Yazan
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Halifelik dört döneme ayrılarak ele alınabilir.

1-30 yıl süren (632-661) Hulefay-ı Raşid’in dönemi.

2-600 yıl süren (661-1258) ve hilafetin babadan oğula geçen bir saltanata dönüştüğü Arap krallığı dönemi.

3-Halifelerinin siyasi otoritelerinin bulunmadığı yaklaşık 300 yıllık fetret dönemi ( 1258-1517).

4-1517 en beri devam eden Osmanlı Hilafeti dönemi. 1

Ceziretü’l-Arap (Arap yarımadası) hadiste geçen bir ifade ve tarihçilerin, coğrafyacıların hudutlarını tayin ettiği bir bölge olarak sınırları bellidir. Bölge Hint Okyanusu, Basra körfezi, Kızıl deniz ve Dicle-Fırat nehirleriyle sınırlı bölgenin adıdır. Bu tarihi sınırların değişmesi-değiştirilmesi söz konusu olamaz. Bu geniş coğrafya içinde İslam dininin Mekke ve Medine den sonra üçüncü büyük ziyaretgâhı Müslümanların ilk Kıblesi olarak Kudüs bulunmaktadır. Gayrimüslimler bu mukaddes beldelere tecavüz etmeyi düşünürlerse harplerin sebebi olacaklardır.2

Bütün dünya Müslümanlarının fiilen delil olarak kabul ettikleri hususlar şuydu ki, Abbasi Halifelerinden sonra sadece Osmanlı sultanları bu hilafet hakkına sahipti ve başka herhangi bir İslam devleti böylesine kapsamlı iktidar ve yetkilere sahip olmadı…1.sultan selim ile başlayarak bugüne kadar Osmanlı sultanları tartışmasız dünya Müslümanlarının halife ve imamları olmuştur.3

Yüzyıllardan beri İslam ile İslam beldelerini koruyan kılıç ( iktidar ) Osmanlılardır. Yüzyıllardan beri sadece onların bağrı İslam yolunda yanıktır, sadece onların cesetleri İslam için kana bulanmıştır ve yeryüzündeki Müslümanlar, İslam’ın ve merkezinin korunmasıyla ilgili sorumluluğu onlara bırakmışlardır.4

Onun için bütün Müslümanların Haremeyn-i isyancılardan kurtarmak, bunun için gerekirse savaşmak gibi dini vazifeleri bulunmaktadır. İçinde bulunulan şartlar Müslümanlarla Osmanlı hilafeti arasındaki bağları kuvvetlendirme zamanıdır. Kim buna aykırı bir şey yaparsa bu Allah ve Resulünün itikadından çıkmak olduğu gibi hadiste belirtildiği üzere Cahiliye ölümü ile ölmeye de sebeptir.5

Bu hususlarda Avrupalıların propagandalarına aldanmak en büyük gaflettir çünkü Avrupalılar Osmanlıya İslam’ın bayraktarı olmaları ve Avrupa’nın kalbine kadar nüfuz etmeleri sebebiyle diğer İslam devletlerine olduklarından çok daha fazla düşmandır. Osmanlı devletinin giderek bütün İslam dünyasına sirayet eden Siyasi gücünü, İslam’ı yaymak ve küffarla, Avrupa devletleriyle harp ederek ehli İslam’ı korumak başta olmak üzere dini hizmetlerini ve din otoritesini kabul ettirmesidir.6

Hilafet meselesinin layıkıyla ve ciddiyetle anlaşılabilmesi ve yeniden tartışılabilmesi için tevhit meselesini bir daha ele almak gerekir. Çünkü tevhit öncelikle itikâdi bir terim olarak Allah’ın birliği ve buna olan itikat olsa da, Müslümanların “siyasi birliği” dolayısıyla hilafet konusu da bundan bağımsız değildir.7

Müslümanların birliği açısından çok hususi bir yer tuttuğu için bu bölgeyi ve bu hizmetleri elinde bulunduran, küffara karşı cihadı sürdüren “siyasi gücün” hilafet hakkı her zaman önde ve meşru olmuştur.8

Herkes şunu kabul etmelidir ki Osmanlı sultanları ve Türklerin dışında Müslümanların her hangi bir hükümeti veya milleti yakın çağda İslam’a ve ümmete böyle bir hizmette bulunmamıştır. Dünya Müslümanlarına ait olan bir farzı tek başına kendisi yerine getirmiştir. Gerçekten bu Türklerin öylesine muazzam başarısıdır ki bunun eşi ve benzeri ilk dönemden sonra Müslümanların herhangi hâkim bir milletin tarihinde görülmemektedir. 9

Bundan sadece bütün Avrupa’nın birleşik Hıristiyan cihadını (haçlıları) yenilgiye uğratan Selahaddin i Eyyubi’nin devleti müstesnadır. Ancak o da sınırlı bir süre içindeki savunma idi sürekli olarak tam 300-400 sene ancak Türklerin İslam’ı savunma söz konusu oldu.10

Başka hiçbir millet bu kutsal yolda tek bir yara almadı. Hiçbir hükümdar bunun için tek bir adım atmadı. Sadece Türkler tek başına dünyanın bütün Müslümanları adına bu farzı yerine getirdi. Onlar bütün Müslümanların yataklarında rahat ve huzur içinde yaşamalarını sağladığı kendileri için sürekli kan ve savaş yolunu seçtiler. Arabistan ve Hindistan Müslümanlarının dilleri onlardan çok daha kuranı tilavet etmiştir. “Kuran-ı korumak yolunda 400 yıldan beri ancak onların göğüsleri yara almıştır”. 11

İngiltere yakın tarih boyunca idaresi altındaki Hindistan Müslümanlarının muhalif teşebbüslerine karşı Osmanlı hilafetinin nüfuzunu kullanmayı denerken Hindistan ve Osmanlı Devleti de bu problem ve imkanları kullanarak aralarındaki siyasi, dini, kültürel münasebetleri hilafet merkezli olarak geliştirmeye ve sağlamlaştırmaya, buradan bir savunma, hatta bir inşa faaliyeti ortaya çıkarmaya çalışmışlardır.12

Onun için Osmanlı Devletinin Almanların yanında 1. Cihan harbine girişi çok taraflı problemler doğurmuştur. İngiliz hükümeti kendi durumunu tespit etmek, Hintli Müslümanlardan din-hilafet odaklı en ufak bir huzursuzluk doğurmamak ve kendi lehinde zaman kazanmak için bütün yolları kullanarak şu mealde açıklamalar yapmak mecburiyetini hissetmiştir.13

Birinci cihan savaşı ilanıyla ilgili haberler Hindistan’da duyurulduğu zaman

1-Türk hükümetine karşı savaşımız saldırı değil savunma niteliğindedir.

2-Hindistan Müslümanları bu savaşta bizim veya müttefiklerimiz tarafından dini duyguları incitecek herhangi bir eylemde bulunulmayacağı konusunda emin olmalıdırlar.

3-İslam’ın kutsal hilafet makamına karşı herhangi bir teşebbüste bulunulmayacaktır.

4-Bizim savaşımız Müslümanların halifesi veya İslam a karşı değil, şu anda Almanya’nın etkisi altında olan Türk (İttihatçı Erkan-ı Harbiye ) Nezaretine karşıdır.14

Bu 1 Kasım 1914 te Hindistan’daki İngiliz hükümeti tarafından savaş ilanı duyurusuyla beraber yapılan resmi açıklamanın özetidir. Bu benzeri açıklamalar Mısır ve Sudan’da da yapıldı. İngiltere hükümetinin her tarafa yapıp duyurduğu bu beyan bir savaş hilesi olmakla beraber etkisini göstermekte gecikmedi en azından Hintli Müslümanları İngiltere karşısında üçe böldü. İngilizlerin bu başarısı veya Hintli Müslümanların İngilizlerin samimiyetine inanmaya varan bu basiretsizliği daha o gün İslam hilafetini sona erdirdi.15  

Savaşın bittiği mütarekenin yapıldığı Kutsal beldelerin, Kudüs’ün, Bağdat’ın İngilizler tarafından işgal edildiği 1920 idi.                                                                                        

Hintli Müslümanlar İngilizler “Namazımıza-Ezanımıza” karışmıyorlar diye hilafet için Cihadı terk ederlerse bu ağacın köklerinin ve gövdesinin tahribi pahasına dallarının varlığı ile avunmaları manasına gelecektir.16

Hukukçu Hint Hilafet hareketi liderlerinden ve siyaset adamı Seyyit Mahmut’un (patna/Hindistan 1889-1961) Hilafet ve İngiltere başlığıyla tercümesini verdiğimiz The Khilafat and England serlevhalı eseri, önsözünde belirtiği üzere 1915 yılında yazdığı bir yazısının kitaplaştırılmış halinde. Kitap Mustafa Kemal Paşa nın “ Arkadaşlarım ve ben İslam davası için kanımızın son damlasına kadar direneceğiz” sözünü aktararak “Türk millicilerine” serlevhalı bir ithaf. “İngiltere’nin yerine getirmediği devlet taahhütleri ve sözleri” başlıklı 4 maddelik kısa fakat etkileyici resmi İngiliz vaatleri dökümü eserinde dile getirilmiştir.17

Osmanlı Devletinin İngiltere’nin karşısında 1.Cihan Harbine girmesi, sadece Hintli Müslümanları zor bir durumla karşı karşıya bırakmakla kalmadı. Avrupalıları da Ganj vadisindeki bir “Müslüman Hintliyi İstanbul’a bu kadar sıkı bağlayan şeyin ne olduğu konusunda da anlama zorlukları içinde bıraktı”.18

İngilizlerin giderek daha fazla “Osmanlı Sultanlarının hilafet iddialarının İslam dünyası tarafından asla kabul edilmediğini” söylemeleri, sadece İslam tarihi konusundaki cehaletlerini göstermekle kalmaz, çok yakın zamanlarda kendilerinin Osmanlı Halifelerini tanıyarak ve ondan Hindistan Müslümanlarıyla ilgili problemlerini çözmede yardım talep ederek yürüttükleri siyasetleri de akla getirir.19

İngiliz politikasını yürütenler, Rus tehdidi ve talepleri dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin tasfiyesini kendi istedikleri şartlarda olmayacağını, kesin olarak anladıkları andan itibaren Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü (taksime müsait olmadığını) savundular.20

Bu yolla da hem Hindistan yolunun emniyetini daha bir garanti altına aldılar hem de Osmanlı Devleti’ndeki siyasi nüfuzlarını, iktisadi çıkarlarını daha üst düzeye çıkarmayı denediler.21

Mezopotamya ve Filistin’i işgal eden İngiltere’dir. İstanbul’u işgal eden İngiltere’dir. Halifeye isyan etmesi için Şerif Hüseyin’e rüşvet veren İngiltere’dir. O halde, Müslümanlar başlarına gelen bütün felaketlerden ve Arap yarımadasındaki kutsal beldelerin kutsiyetinin taciz edilmesinden, İngiltere’yi sorumlu tutsalar bunun izaha ihtiyacı var mıdır… 22

İngiltere’nin başını çektiği Şark meselesi esas itibarıyla Osmanlı Devleti’nin, bu arada özellikle hilafetin nasıl devreden çıkarılacağı veya ne zaman, nasıl tasfiye edileceği problemidir. 23

1922 Kasımında Osmanlı sultanı ve halifesi Sultan Vahdettin’in kendisine, İstanbul İngiliz kuvvetlerine sığınması daha yerinde bir tabirle kendisine sığınmak mecburiyetinde kalmasını sağlanmış olması, Ankara kadar belki ondan daha fazla İngiltere’nin işini kolaylaştırmıştır.24

İkinci sebep hilafetçi ve İslamcı bir söylemle milli mücadeleyi başlatan ve artık İstanbul’a karşı yeni bir siyasi güç merkezi olarak ortaya çıkan Ankara’nın hilafet konusunda ne yapacağı sorusunun tam cevaplandırılmamış olmasıyla alakalıdır. 26

Bu soru Lozan konferansı öncesinde cevabını bulacak, “hilafetin saltanattan” ayrılması ve bu yeni sürecin ilk işareti olacaktır. Daha sonraları Cumhuriyeti kuran kadronun da ifade edeceği üzere 1922’nin son günlerinde artık hilafetin ilgası süreci başlamıştır.27

SONUÇ;

Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 de halifeliğin de kaldırılması aslında kurulan yeni Türkiye Cumhuriyeti Devletinin İslam coğrafyasında ki siyasi hakimiyetini de sona erdirmişti.

İslam birliği hilafetin kaldırılmasıyla son bulmuştu. Artık, sömürgeci batının İslam ülkelerine saldırılarını kuşatmalarını engelleyecek tek siyasi güç ortadan kaldırılmıştı. Müslümanların hakkını savunacak söz söylemeye yetkili otorite de böylelikle yok edilmiş oldu.

Günümüzde İslami terör bahanesiyle ABD’nin teröre karşı küresel savaşı Müslümanlara karşı tahkim edilmiş bir savaşa dönüştürülmüş ve histeri derecesinde İslami Hilafet korkusu oluşturulmuştur. Siyaseti İbadetten ayırmayan İslam dinini iyi bilen batı İslam’ın devletleşmesine göz yumamaz. Ama ABD başkanları İncil’e el basarak yemin edebilir, Tanrıdan da yardım isteyebilir.

Batının İslam milleti için özgürlük tanımı aslında, kendi kontrol ve hakimiyeti altında yaşamasıdır. İslam’ı kendi emelleri doğrultusunda tanımlayan batılı güçler İslam inancındaki Hilafeti (Siyasi Gücü) yeniden tanımlayarak, siyasi-idari yapısını da kontrol altına almak için birçok projeyi uyguladılar. Bu projeler ülkemizde de “Ilımlı İslam-Dinler arası diyalog ” gibi projelerle uygulandı.

15 Temmuz işgal hareketi başarılı olsaydı FETÖ Halife olarak atanmıştı. İşte Batının Siyonist Çete’nin ılımlı İslam inşa projesi bu idi. Atayacakları Halife ile Müslüman inancını yeniden inşa ve kontrol altına alma girişimleriydi.

Bu gün İslam coğrafyasında Irak da, Suriye de, Yemen de, Libya da, Afganistan da, Kudüs’te  dökülen kanlar İslam’ın devletleşmesi yani siyasi birliği ve gücünün yeniden yapılanmasına engel olmak içindir.

Devletler kanunlarını belirlerken benimsedikleri sistemleri Anayasalarında temel ögelerini belirterek ilan ederler. İdari sistemler yönetim şekilleri Halkın oyu ile belirlenir. 2018 yılında Ülkemizin idari-siyasi sistemi kamu yönetimi Parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçti.

Türkiye Büyük Millet Meclisine devredilen Hilafet yetkisi, yeni sistemle Seçilen Başkana geçmiştir. Yani Devletimizin başkanı aynı zamanda Halife yetkisini de kullanabilir.  

Hilafetin ilanı ile yapılacak bu stratejik hamle batının (ABD ve AB) İslam ülkelerine yapılan askeri, siyasi, iktisadi saldırılarını ve kuşatmalarını kıracak ve kaldıracak güçtedir. Ülkemizin yapacağı bu siyasi stratejik hamle ile yeni bir dünya düzeni oluşacaktır.

Bu siyasi hamleyi yapacak tek ülke Türkiye’dir. Hilafetin merkezi İstanbul idi. İstanbul'dan kaldırılan hilafet tekrar İstanbul'dan ayağa kalkmalı yani Siyaseten ilan edilmelidir.

İslam Birliğinin sağlanması için önce halife atanmalıdır.  18 Mayıs 2021

Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Çetin ZAMANTIOĞLU

                                                                                                         Araştırmacı

KAYNAKCA:

1-İsmail KARA. “Hilafet Risaleleri Cumhuriyet Devri”, 5.Cilt, Elma basım, Aralık-2005, İstanbul, Ss.3-21.

 

Yorum eklemek için giriş yapın