Çarşamba, 02 Aralık 2020 09:33

ABD Propagandası Nasıl Gerçeğe Dönüşüyor?

Yazan
Öğeyi Oyla
(7 oy)

İletişim teknolojilerinin gelişmesi ile birlikte medyanın gücü oldukça artmıştır. Medya araçlarını kullanmasını çok iyi bilen özellikle Batılı ülkeler akla hayale gelmeyen propagandaları insanlara gerçek olarak sunmakta ve işin kötüsü büyük ölçüde başarılı olmaktadırlar.

Eğer medya araçları propagandanın gücü için yeterli olmayınca bu sefer ilkel çağlarda olduğu gibi silahlı güçlere müracaat edilmektedir. Propagandanın tesirli olmadığı toplumlar ise acımasızca ezilmekte ve ikna edilene kadar burunları sürtülmektedir.

Bir zamanlar dünyanın süper gücü olan Sovyetler Birliği çok gelişmiş propaganda araçları sayesinde komünizmin dünyaya yayılmasında çok başarılı olmuştur. Eğer propaganda etkisi yetersiz kalırsa bu sefer hiç çekinmeden Kızıl Ordu’yu kullanarak karşı çıkan toplumları silindir gibi ezmiştir.

Polonya, Çekoslavakya ve Macaristan’da özgürlük isteyen halkları tanklarla acımasızca ezen Sovyet Rejimi çoğu kez Batı dünyası ile kirli işbirliğine girerek sessiz kalmasına yol açmıştır. Nükleer silahların caydırıcılığı da işin başka bir yönüdür.

Ne var ki; insanlar kandırıldıklarını anlayınca tepkileri çok sert ve güçlü olmuştur. Nitekim demir yumruk politikası ile 70 yıla yakın bir zaman Doğu Avrupa’da ayakta kalan Komünist Blok; bir yıldan az bir sürede dağılmış ve yok olmuştur. 1990 Yılında TCG Gayret isimli savaş gemisi ile Sovyetler Birliği’nin Sivastopol limanını ziyaret ettiğimizde bu akıllara durgunluk veren dağılma sürecine bizzat şahit olmuştum.

Bu nedenle diğer bir süper güç olan ABD’nin de propaganda yeteneğini yitirdiği anda benzer bir süreç içine girip kısa zamanda dağılacağını bekliyorum. Belki Sovyetler birliği gibi 15 parçaya bölünmeyecektir. Lakin başka toplumlara yaptığı katliamın benzeri şekilde acımasızca kendi insanlarının ölümüne yol açması bu kan ve para imparatorluğunun parçalanmasına yol açacağı kesindir.

Afganistan, Irak ve daha bir çok ülkede gerçekleştirdiği Müslüman kıyımından başka Vietnam Savaşı sırasında pırasa gibi Vietnamlıyı kesen bu ülke; insanlık tarihinin bir yüz karası olmuştur. Yasaklanmış silahlarla çoğu sivil bir milyonlarca insanı öldüren ABD’nin bu kadar kirli geçmişini örtecek hiçbir propaganda aracı bulunmamaktadır.  

ABD’nin kirli tarihine kısa bir göz gezdirdiğimizde bu propaganda imparatorluğunun gerçek yüzünü öğrenmek mümkün olacaktır. İlk olarak Pearl Harbour Baskınından başlayalım.

İkinci Dünya Savaşı Avrupa’yı kasıp kavururken Nazi Almanyasına karşı ABD halkının hiçbir tepkisi olmuyordu. “Hiçbir işe yaramadığını gördüğümüz  Birinci Dünya Savaşına katılarak yüz binlerce insanımızı kaybettik” diyerek Avrupa’daki savaşa sessiz kalmışlardı.

Tabii ki bu durumdan silah tüccarları ve memnun değildi. Bir an önce ABD’nin savaşa girerek silah üretimini arttırmayı ve para kazanmayı düşünüyorlardı. Hiç umulmadık bir noktada ABD’yi savaşa sürüklediler. Pasifik Okyanusunda Japonya’ya ekonomik ablukaya alarak savaşa adeta itmişlerdi. Çok başarılı geçen bir propaganda süreci sonucunda ABD halkı savaşa ikna edilmişti.

ABD, Japonların Pearl Harbour Limanına baskın yapacağını biliyordu. Nitekim limanda bulunan dört uçak gemisini alelacele tatbikat adı altında sefere çıkardılar. Geriye çoğu eski ve modern bir deniz savaşında başarılı olması mümkün olmayan zırhlılar kalmıştı. Japon baskınında bu gemilerin bir kısmı batırılmış ve savaş dışı kalmıştı.

Daha sonraki birkaç ay içinde savaşın seyrini değiştirecek uçak gemileri ayakta kalmıştı ya! Baskında ölen binlerce deniz askerinin ölmesini kimse umursamıyordu. Zira propaganda başarılı olmuş ve ABD halkı savaşa koşa koşa gitmeye başlamıştı.

ABD’nin en büyük yalan propagandası ise “İnsanlı Ay Yolculuğu” olmuştur. Böyle büyük bir sahtekarlığa neden başvurulduğunu anlamak için ABD’nin o yıllardaki ekonomik ve sosyal durumuna bakmak gereklidir.

Vietnam’da karşı karşıya kalınan büyük bir yenilgi vardı ve işin kötüsü ABD ekonomisi büyük bir yıkım yaşıyordu. Daha beteri ise “Vietnam Sendromu” adı verilen büyük bir psikolojik hastalık süratle yayılıyordu. Vietnam’da savaşan ABD askerleri acımasız bir şekilde katliam yaptıkları için olsa gerek evlerine döndüklerinde; bir türlü başlarını yastığa koyamıyorlardı. Binlerce asker intihar etmiş ABD toplumu derin bir bunalım ve psikolojik çöküş içine girmişti.

Uzay yarışında ise Sovyetler Birliği öne geçmiş ilk insanlı uzay uçuşunu Yuri Gagarin ile gerçekleştirmişlerdi. Bu kötü gidişata bir son vermek gerekiyordu. Bu maksatla mükemmel işleyen bir senaryoyu devreye soktular. Elbette sanal gerçeklik konusunda çok başarılı olan Hollywood teknolojileri devreye sokulmuştu.

Ay yolculuğu için uzay çalışmaları yapılırken bir taraftan “51. Bölge” adı verilen kimsenin girişine müsaade edilmeyen platformlarda çekimler yapılıyordu. Bir defasında çekim kazası meydana gelmiş Astronot Neil Amstrong uzay aracından inerken spot ışıkları yerlerinden düşerek kazaya neden olmuştu. Basına sızdırılan bu görüntüler internette yayınlanmış olup dileyen seyredebilir. Nitekim NASA bu görüntüleri inkar etmemiş bunun bir “simülasyon” çalışması olduğunu itiraf etmek zorunda kalmıştır.

İnsanlı Ay yolculuğu; bugün dahi yapılması çok zor bir uzay macerasıdır. Zira NASA en erken 2024 yılında böyle bir uçuşun yapılabileceğini söylemek zorunda kalmıştır. Fakat “1969 yılında böylesine zor bir yolculuğu nasıl başardınız?” sorularına cevap vermekte zorlanmaktadır. 

Gerçekten de “yalanlarla istediğin yere kadar gidebilirsin fakat geri dönemezsin” sözünde olduğu gibi ABD’nin propaganda taktikleri artık ikna edici olmaktan çıkmıştır. Bu durumu çok kısa birkaç madde ile anlatmak mümkündür.

Öncelikle Sovyetlerin başaramadığı Ay yolculuğunun en zor kısmı yani Van Allen kuşağı dışındaki güneş radyasyonunu giderecek uzay elbisesi ve aracı hala dahi icat edilememiştir. ABD’li astronotların dünyanın manyetik alanının dışına çıkıp korunmasız bir ortamda günlerce sürecek bir yolculuğa kalkışması çok zordur. Buna kalkışmak ciddi bir cesareti gerektirmektedir.

İnsanlı Ay yolculuklarında defalarca yapıldığı iddia edilen Apollo aracının birbirinden ayrılması, kenetlenmesi, atmosfer bulunmayan bir ortama inmesi ve kalkış yapması ve nihayetinde atmosferin olmadığı bir yüzeyde ABD bayrağının dalgalanması bu yolculuğun gerçek olmadığının başka delilleridir. Bu konuda yazmış olduğum makalelerde detaylı bilgiler mevcut olup dileyenler arşiv yazılarından okuyabilir.

ABD propagandasının en başarılı olduğu konulardan bir diğeri ise “İkiz Kuleler” saldırısıdır. Bu olaya şu açıdan da yaklaşabilirsiniz:

İki uçağın çarptığı gökdelenlerin muntazam bir şekilde dikine olarak çökertilmesi; muhteşem bir mühendislik başarısıdır. Zira patlayıcılar çok özenle yerleştirilmiş ve mükemmel bir zamanlama ile kuleler yan yatmadan dikine olarak indirilmiştir.

Fakat herhangi bir uçağın çarpmadığı üçüncü gökdelenin yıkılması sorusuna ikna edici bir cevap hala verilememiştir. Olan zavallı ABD itfaiye erlerine olmuş binden fazla görevli “binayı terk edin” emri verilmediği için resmen cinayete kurban gitmişlerdir.

11 Eylül İkiz Kuleler saldırısı ile istenen amaca ulaşılmış ABD askerleri önce Afganistan sonrasında ise Irak’a girerek çoğu sivil milyonlarca insanı katletmiştir. Bu sayede ABD silah fabrikaları kapanmaktan kurtulmuş ABD ordusunun yenilenen silah ihtiyacını karşılayarak büyük paralar kazanmışlardır. Ortadoğu petrollerinin yeni patronu olmak diğer kazancı olmuştur.

Son olarak “Korona Salgını” ile ilgili birkaç söz söylemek isterim. Elbette bu olay insanlık tarihine çok farklı boyutlarda tartışılacak ve daha çok söz söylenecektir. Elimizde gerçek bilgiler yerine propaganda maksadı ile sunulmuş datalar vardır. Bu nedenle gerçek verilerin ortaya çıkarılıp analiz edilmesi ile ciddi bir salgın olup olmadığı söylenebilecektir.

Her şey bir tarafa, medyanın etkisi ve propaganda taktiklerinin ne derece kullanışlı olduğu bu salgın sayesinde test edilmiştir. Bütün dünyada büyük bir salgın paniği yaşanmış milyonlarca insan işini kaybederek salgının yol açtığı hastalık felaketinden kat kat fazlasını aileleri ile beraber yaşamak zorunda kalmıştır.

İlaç fabrikaları en çok gelir getiren kurumlar arasında silah fabrikalarının yerini alma konusunda en iddialı sektör olduğunu ispatlamıştır. Dünyayı daha güçlü bir şekilde yönetmek isteyen küresel aktörler; çok yeni teknolojileri piyasaya sürerek geri besleme raporlarını analiz etmeye başlamışlardır.

Bu konuyu daha fazla tartışmak isterim fakat makale olarak yeri burası değildir. İsteyenlere KDY Yayınlarında neşredilmiş olan “Korona Sonrası Dönem Özel Mülkiyet ve Hürriyet Devri” isimli kitabımı tavsiye ederim. Yarının dünyası için ileri sürmüş olduğum bir çok öngörüyü okumak ve düşünmek imkânı vardır, vesselam

Yorum eklemek için giriş yapın