Çarşamba, 14 Temmuz 2021 17:06

En Lanet Darbe Kalkışması: FETÖ

Yazan
Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

Darbelerin hepsi lanetliktir, ama 15 Temmuz FETÖ kalkışması en lanet olanıydı. FETÖ kalkışmasını diğerlerinden farklı kılan neydi? Aradan 5 yıl geçmesine rağmen, aklımızdan hiç çıkmayan ve hala kalıntılarının temizlenmeye çalışıldığı FETÖ kalkışması neden en hain ve lanet olanıydı? Gözlemlerimin ve incelemelerimin neticesinde tespit edebildiklerimle, değerlendirmelerimi yazıp, paylaşmaya çalışayım.

Baştan dedim ya, bir türlü unutamadık diye, unutamayız çünkü ilk defa millet olarak hiç ummadığımız bir yerden, hiç ummadığımız bir şekilde, çok kötü hançerlendik. Önceki darbeler hep aynı yerden; TSK içerisindeki kendini Kemalist diye adlandırmış, ancak belli yerlere angaje olmuş hizipler tarafından yapılıyordu. Son darbe öyle olmadı; halkın içerisinde yuvalanmış, kendini dindar maskesi ile halka kabul ettirmiş, hatta daha da ileri giderek halkın çocuklarını hiç sezdirmeden devşirmiş, mankurt haline getirmiş bir yapı tarafından icra edildi. En önemli farkı bence buydu.

Seçmiş olduğu metot da diğerlerinden çok farklı idi. Sızma metodu. Tarihte Hasan Sabbah tarafından uygulanan ve başarılı olan; kendine ölümüne bağlı haşhaşiler yetiştirme, devlet kademelerine, hatta melikin, vezirin en yakınına kadar sinsice yerleştirme ve zamanı geldiğinde hain suikastını gerçekleştirme, sonra da arkada iz bırakmamak için intihar etme metodu.

70'li yılların sonlarından itibaren Harp Okulları, Astsubay Okulları ve Polis Akademilerine öğrenciler sokup, onları uyuyan hücreler haline getirip, fark edilmemek için her türlü tavizi verdirerek gizleyip, son vuruşa kadar sürekli haşhaş verir gibi güya dini (!) telkinlerle diri tutup, kendine sorgusuz sualsiz teslim olmuş, sümüklü kağıt mendillerini zevk ile yiyecek kadar beyinleri dumura uğramış, Allah ve Peygamberden daha fazla, taparcasına kendine bağlanmış, ailelerinden kopararak ruhsuz ve vicdansız robotlar haline getirilmiş, 1 dolarlık fedailerine darbeyi yaptırtmak...

Taktik aslında mükemmeldi. 40 yıl boyunca ilmik ilmik örülmüştü. Başarıya ulaşmaması imkansızdı. TSK tutulmuştu, Emniyet Teşkilatı tutulmuştu, Yargı mekanizması tutulmuştu, medya büyük ölçüde kontrol altına alınmıştı, iktidar partisi içine sızılmış, muhalefet partileri büyük ölçüde ele geçirilmişti. Öyle ki; Cumhurbaşkanının yaverlerine kadar her yer zapt u rabt altındaydı. Yani bu darbenin başarılamaması için ancak bir mucize gerekiyordu.

Lakin tek hesaba katmadıkları Allah Teala olmuştu.

Allah Teala bu necip milleti küresel sömürgecilere yedirmeği murat etmedi.

" وَاِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ اَوْ يَقْتُلُوكَ اَوْ يُخْرِجُوكَۜ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللّٰهُۜ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ "

"Hatırlar mısın? İnkâr edenler seni etkisiz hale getirmek veya öldürmek ya da yurdundan çıkarmak için tuzaklar kuruyorlardı; onlar tuzak kuruyorlardı Allah da bozuyordu. Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah’tır." Enfal Suresi: 30

Tuzak bozma işini en iyi yapan Allah Teala haşhaşilerin tuzaklarını kendi başlarına geçiriverdi. 40 yıldır en ince detayına kadar, kurmay kafasıyla planladıkları tuzakları son dakikada küçücük bir oynamayla; kalkışmanın saati erkene çekilip, gündüz saatlerine alınmakla, ters yüz oluverdi. Her münafık gibi kalpleri zaten korku içerisinde, panik halinde olan bu rezil ve sefil FETÖ ekibi, bir duyum ile darbeyi biraz erken başlatınca her şey ellerine yüzlerine bulaşıverdi. Diz çökmeye alıştırılamamış olan milletimiz o muhteşem şahlanışıyla hainlere günlerini gösteriverdi. İstiklal savaşından sonra halkımızın bu ikinci destanıydı.

Oysa arkasına ABD derin devletini almış olan bu vatan ve millet hainleri o kadar kendilerinden emindiler ki; bir kaç yıl öncesinden güya Cumhurbaşkanın yurt dışına kaçma tarihini vererek tehditlerini savuruyorlar, kontrollerindeki birilerine Cumhurbaşkanı makamına geleceğini bile söylettiriyorlardı.

Bu kadar hazırlıktan sonra, böylesine bir hezimeti ve milletin adeta Osmanlı sillesine benzeyen muhteşem şamarını, FETÖ'nün asıl sahibi olan Amerika derin devleti ve uzantıları bile beklemediği için, ABD ve diğer dünya ülkeleri büyük şok yaşadılar. Üstelik, kaylulesinden uyanmış olan, tekrar tüm mazlum ülkelerin umudu haline gelmeye başlayan Osmanlı torunlarını ve liderleri Erdoğan'ı durdurabilmek için son ve en önemli silahlarıydı bu, FETÖ.

İkinci İstiklal savaşını destan yazarak kazanan devletimiz o günden beri, 5 yılda her alanda çok büyük atılımlara imzalar atmaya başladı. Ayaklarındaki en büyük prangalardan, devletin en küçük birimlerine kadar sızmış olan haşhaşi rezil ve sefillerinin takoz olmalarından kurtulmuş, adeta tıkanan kan damarlarlarının açılması ile ayağa kalkan kalp hastası gibi silkinip, dirilerek koşmaya başlamıştır. Devletimiz, dış politikadaki başarısından, Savunma Sanayindeki üretimlerinden, terörü bitme noktasına getirmesinden, halka hizmetine kadar kendini her alanda, en güzel şekilde göstermeye başlamıştır. Gelecek bu necip milletin olmaya mahkumdur. İstiklal Savaşının o meyus ve meşum yıllarında:

"Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak,

Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak."  

Diyerek milletin rehavetini atmaya çabalayan milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, bugün bu necip milletin nasıl tozları üzerinden silkelediğini ve nasıl bir diriliş ile ayağa kalktığını görse, ufkun nasıl muhteşem bir aydınlık ile parlamaya başladığını iftihar ile dile getirirdi...

Peki, İngiliz'in, Siyonist'in ve Amerika derin güçlerinin sömürge hırsları, tamahkar hamleleri biter mi? Türkiye'deki en büyük ümitlerinin, en has kullarının bu şekilde hezimete uğramasından sonra yeni taktik ve stratejiler geliştirmezler mi?

Elbette bu emperyalist kafaların saldırıları bitmeyecektir. Ancak biz içte birliğimizi sağlarsak, 15 Temmuz gecesi tek vücut halinde sokağa inen halkımız gibi, tankın önünde yere yatan yiğidimiz gibi, alçaktan geçen F 16'ya ayakkabısını fırlatan delikanlımızın ruh heyecanı gibi, üzerine sağanak halinde yağan mermilere rağmen mevzisini terk etmeden direnen Çanakkale şehitlerinin torunları evlatlarımız gibi, tüm emperyalistlere ve uşaklarına karşı her zaman birlik içinde tek yumruk olursak, değil üç beş işgalci devlet, yedi düvel üzerimize gelse yine destanımızı yazarız, evelallah.

Bir değil bin FETÖ oluştursalar vız gelir, tırıs gider...   

Onlar istese de istemese de Allah nurunu tamamlayacak, İslam Birliği oluşturulacak ve dünyaya adalet dağıtılacaktır.

Ha bugün ha yarın ne fark eder, biz bu aşk ile gözlerimizi yumacağız, nasıl olsa...

Sonuçta Allahın dediği olacaktır.

Gürcan Onat, 08. 07. 2021, 15.50. Fatih.

Son Düzenlenme Çarşamba, 14 Temmuz 2021 17:14
Gürcan ONAT

30 Haziran 1959 tarihinde Adapazarı'nda doğmuştur.

Memleketi: Akyazı/Sakarya.

30 Ağustos 1981 yılında Hava Harp Okulundan Teğmen rütbesi ile mezun olmuştur.

1999 yılında Binbaşı rütbesindeyken kendi isteği ile emekli olmuştur.

Emekli olduğu günden itibaren sivil toplum örgütleri ile hemhal olmuştur.

ASDER, ASSAM, SADAT kuruluşlarında emek sarf etmiştir.

Halen Fatih/İstanbul'da ikamet etmekte olup, kendini vakıf ve dernek hizmetlerine vakfetmiştir. 

 

Yorum eklemek için giriş yapın