Thursday, 22 October 2020 10:00

Islamophobia: The Footsteps Of The Muslim Genocide

Written by Burhanettin AKBORA
Rate this item
(0 votes)

Batı dünyası, yanına Asya ülkelerini de alarak, medya, düşünce, saldırlar, siyasi kararlar, yeni yasalar, sanat dalları gibi her kanaldan Müslümanlara, İslamiyet’e bir taaruz başlatmış durumda. Müslümanlar olarak farkında değiliz.

 

Dünyada Müslümanlar olarak rahat ve sorunsuz bir hayat yaşayacağımız düşünürken, önceki toplumların yaşadığı açlık, salgınlar, savaşlar, işgaller, katliamlar, soykırımların asla yakınımıza uğramayacağı varsayımı hakim. Oysa günümüzde bizi, yakınlarımmızı ve gelecekteki nesillerimizi yeryüzünden tamamen silmek için çok sayıda insan çalışma yürütmekte.

Batı dünyasının toplumlarını kontrol etmesi ve finansal elitlerin dünyada kurdukları bankacılık sömürü sistemini sürdürmeleri için net bir düşmana ihtiyaç var. Daha önce Sovyetler Birliği ve Komünizm iken bu zorunlu düşman 1990’lı yıllardan itibaren ve 11 Eylül 2001’de de kesinleşerek İslamiyet oldu. Adı konmamış bir savaş İslamiyet’e karşı dünyanın her yerinde yürütülmekte.

Bu savaşın propaganda kısmı, yerel hasımları Müslümanlar olduğundan, İsrail, Hindistan, Sırbistan, Yunanistan, Ermenistan ve çok sayıda Asya ülkesi de körüklemekte.

İslam düşmanlığı Batı’da giderek azalsa da Evangelistler gibi belirli gruplarla temsil edilen Hristiyanlar arasında da en temel odak haline gelmekte. Evangelist Hristiyanlar Deccalle Mesih’in savaşının Müslümanlarla kendileri arasında olacak diye bakıyor, bütün Müslümanları Deccal ordusu, yani katl-i vacip görüyor.

Müslümanların kötü, şeytani, terörist, güvenilmez, hain olduğu yalan propagandası hem medyada çıkan haberlerde hem de sinemada sıkça işlenen tema. Batı toplumları son 20 yılda kuvvetle İslam düşmanı hale getirildi. Avrupa sağı daha önce Yahudi karşıtıyken, İsrail kibbutz toplumunda özel eğitilen Hollandalı Geert Wilders tarzı yeni sağcılar tarafından İslam karşıtı hale geldi. Fransa, Amanya, Hollanda, Macaristan, İtalya, Belçika, Danimarka, Avusturya gibi ülkelerde sağcılık Müslüman karşıtlığıyla özdeş oldu. Trump ve Amerikan sağı da Müslümanlara sözlü saldırıyı esas aldılar.

Bütün dünyada artan bu eğilimle, camilerei mescitlere, sokakta yürüyen Müslümanlara saldırılar arttı. Sık sık cami yakma ya da Yeni Zelanda, İsveç ve çok sayıda ülkede olduğu gibi içine girip toplu katliam yapma sık yaşanmaya başlandı.

Norveç’te Anders Brevik’in yayınladığı manifestodaki ve benzerlerindeki gibi Amerika ve Avrupa’da sadece yerel katliamlar değil, topyekün soykırım hazırlıkları yapılmakta. Bunlarda Avrupa’daki milyonlarca Müslüman, hatta göçmen değil Balkan Müslümanları gibi eski toplumların bile kovulması, gerekirse katledilmesi savunulmakta. Bu yılki Nobel edebiyat ödülü bunu destekleyen bir yazara verildi.

Batı bugün medya, düşünce, saldırlar, siyasi kararlar, yasal zorlamalar gibi her kanaldan Müslümanlara bir taaruz başlatmış durumda. Ancak Müslümanlar olarak biz bunun tam farkında değiliz.

mirathaber.com sitesinden alınmıştır.

Last modified on Tuesday, 10 November 2020 11:31
Login to post comments